selçuk 的个人资料Ey iman edenler, Allah't...照片日志列表更多 工具 帮助

日志


    10月18日

    DİNİ BİLGİLER

    İmanın ve İslam'ın şartları  

    Image Hosted by ImageShack.us 

     

    Sual: Her müslümanın bilmesi gereken zaruri iman bilgilerini kısaca bildirir misiniz?
    CEVAP
    Zaruri gereken iman bilgisi, imanın ve İslam’ın şartlarıdır. Kısaca aşağıda bildiriyoruz. Geniş olarak Amentü’nün esasları kısmında bilgi var.

    İmanın şartları şunlardır:

    1- Allah’a inanmak

    Allahü teâlâ, vacib-ül-vücud [varlığı lazım olan] ve hakiki mabud ve bütün varlıkların yaratıcısıdır. Ondan başka ilah yoktur. Allahü teâlâ zamandan, mekandan münezzehtir. Hiçbir şeye benzemez.

    Allahü teâlânın, sıfat-ı zatiyyesi altıdır:
    Vücud,
    Kıdem,
    Beka,
    Vahdaniyyet,
    Muhalefet-ün lil-havadis,
    Kıyam bi-nefsihi.

    [Vücud var olmak, Kıdem varlığının öncesi olmamak, Beka varlığı sonsuz olmak, hiç yok olmamak, Vahdaniyyet ortağı, benzeri olmamak, Muhalefet-ün lil-havadis hiçbir şeyinde, hiçbir mahluka, hiçbir bakımdan benzememek, Kıyam bi-nefsihi varlığı kendinden olmak, hep var olması için, hiçbir şeye muhtaç olmamaktır.]

    Sıfat-ı sübutiyyesi de sekizdir:
    Hayat,
    İlm,
    Sem,
    Basar,
    Kudret,
    İrade,
    Kelam,
    Tekvin.
    [Hayat diri olmak, ilm bilmek, sem işitmek, basar görmek, kudret gücü yetmek, irade isteme, kelam söylemek, tekvin yaratmaktır.] Bu sıfatları da kadimdir.

    2- Meleklere inanmak
    Melekler, hayat sahibi, diri, nurani yaratıklar olup, akıl sahibidir. Allahü tâlânın sevgili ve kıymetli kullarıdır, ortakları ve kızları değildir. Allahü teâlânın emirlerine itaat ederler, isyan etmezler. Günah işlemezler. Kendilerine verilen emirleri yapmaktan başka işleri yoktur. Erkek ve dişi değildir. Evlenmezler, doğurmazlar, çoğalmazlar, çocukları olmaz, yiyip içmezler. Meleklerin kanatları var, ama, nasıl olduğunu bilemeyiz.

    Her insanın bütün işlerini yazan meleklere, Kiramen katibin denir. Sual meleklerine Münker ve Nekir denir. Meleklerin en üstünleri şunlardır: Cebrail, İsrafil, Mikail, Azrail.

    3- Kitaplara inanmak
    Allahü teâlânın gönderdiği kitaplar çoktur. Din kitaplarımızda bildirilen ise, 104 kitaptır. Bunlardan 100’ü küçük kitaptır. Bu küçük kitaplara suhuf denir.

    100 suhuf şu Peygamberlere inmiştir:

    10 suhufu, Âdem aleyhisselama,
    50 suhufu, Şit aleyhisselama,
    30 suhufu, İdris aleyhisselama,
    10 suhufu, İbrahim aleyhisselama.

    Dört büyük kitap ise şu Peygamberlere inmiştir:
    Tevrat, Musa aleyhisselama,
    Zebur, Davud aleyhisselama,
    İncil, İsa aleyhisselama,
    Kur'an-ı kerim, Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselama.

    Kur'an-ı kerim, bütün ilahi kitapların hükümlerini nesh etmiş, yani yürürlükten kaldırmış ve bu hükümleri kendisinde toplamıştır. Bugün, bütün insanların Kur'an-ı kerimin emrine uymaları lazımdır. Kur’an-ı kerimde de (Resulüme uyun) buyuruluyor. Şu halde, hadis-i şeriflere de uymak gerekir. Şimdi, hiçbir memlekette, hakiki Tevrat ve İncil yoktur. Bozulmuş İnciller vardır. Bu kitaplar sonradan tahrif edilmiş, yani insanlar tarafından değiştirilmiştir. Bozulmamış olsaydı bile, geçerliliği yoktu, hepsi Allahü teâlâ tarafından nesh edilmiş yani yürürlükten kaldırılmıştır.

    Kur'an-ı kerimin gelmesi âyet âyet olmuş ve 23 senede tamamlanmıştır. Kur'an-ı kerim, kıyamete kadar geçerlidir. Geçersiz olmaktan ve insanların değiştirmelerinden korunmuştur. Kur'an-ı kerimde eksiklik veya fazlalık olduğuna inanan, Allahü teâlâya inanmamış olur.
    Âyet-i kerimelerde mealen buyuruluyor ki:
    (Kur’anı biz indirdik, elbette yine onu biz koruyacağız.) [Hicr 9]

    (Kur’an, eşi benzeri olmayan bir kitaptır. Ona önünden, ardından [hiçbir yönden, hiçbir şekilde] bâtıl gelemez [hiçbir ilave ve çıkarma yapılamaz. Çünkü] O, kâinatın hamd ettiği hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafından indirilmiştir.) [Fussilet 41-42]

    4- Peygamberlere inanmak
    Peygamberlerin ilki Âdem aleyhisselam ve sonuncusu, bizim Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamdır. Bu ikisinin arasında, çok Peygamber gelmiş ve geçmiştir. Sayıları belli değildir. 124 binden çok oldukları meşhurdur.

    Peygamberlere iman etmek, aralarında hiçbir fark görmeyerek, hepsinin Allahü teâlâ tarafından seçilmiş sadık, doğru sözlü olduklarına inanmak demektir. Onlardan birine inanmayan kimse, hiçbirine inanmamış olur.

    Âdem aleyhisselamdan, son Peygamber Muhammed aleyhisselama kadar bütün Peygamberler, hep aynı imanı bildirmiş, ümmetlerinden aynı şeylere iman etmelerini istemişlerdir. Yahudiler, Musa aleyhisselama inanıp, İsa aleyhisselama ve Muhammed aleyhisselama inanmazlar. Hıristiyanlar, İsa aleyhisselama inanıp, Muhammed aleyhisselama inanmazlar. Müslümanlar ise, bütün Peygamberlere inanırlar yani kabul ederler.

    Peygamberlerin sıfatları şunlardır:
    Emanet [emindir],
    Sıdk [her işi doğrudur, yalan söylemez],
    Tebliğ [Dini eksiksiz bildirir],
    Adalet [her işte hakkı gözetir],
    İsmet [günah işlemez],
    Fetanet [çok akıllı, anlayışlı, zeki],
    Emnül-azl [peygamberlikten azledilmez yani peygamberlik ellerinden alınmaz.]

    Allahü teâlâ, ilk insan ve ilk Peygamber olan Âdem aleyhisselamdan beri, her bin senede din sahibi yeni bir Resul vasıtası ile, insanlara dinler göndermiştir. Bunlar aracılığı ile, insanların dünyada rahat ve huzur içinde yaşamaları ve ahirette de sonsuz saadete kavuşmaları yolunu bildirmiştir. Kendileri ile yeni bir din gönderilen Peygamberlere (Resul) denir. Resullerin büyüklerine (Ülülazm) Peygamberler denir. Bunlar, Âdem, Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed aleyhimüssalatü vesselamdır.
    Yeni bir din getirmeyip, insanları, daha önceki dine davet eden Peygambere Nebi denir.

    Peygamber efendimizden sonra, hiç Peygamber gelmeyecektir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    (Muhammed [aleyhisselam], Allah’ın Resulü ve Peygamberlerin sonuncusudur.) [Ahzab 40]

    5- Ahiret gününe inanmak
    Herkes öldükten sonra dirilecek, hesaptan sonra Cennet veya Cehenneme gidecektir. Cennet ve Cehennem şimdi vardır. İkisi de sonsuzdur. Müslümanlar Cennette ebedi, kâfirler de Cehennemde ebedi kalacaklardır.

    Kıyametin ne zaman kopacağı bildirilmedi. Fakat, Peygamber efendimiz kıyametin birçok alametlerini ve başlangıçlarını haber verdi:

    Hazret-i Mehdi gelecek, İsa aleyhisselam gökten inecek, Deccal çıkacak. Yecüc Mecüc denilen kimseler her yeri karıştıracak. Güneş batıdan doğacak. Büyük depremler olacak. Din bilgileri unutulacak, kötülük çoğalacaktır.

    6- Kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmak
    İnsanlara gelen hayır ve şer, fayda ve zararın hepsi, Allahü teâlânın takdir etmesi iledir.
    Kader, Allahü teâlânın ezeli ilmi ile, insanların ve diğer mahlukatın yapacağı işleri bilmesi ve dilemesidir. Bunun yaratılmasına kaza, ikisine birden kaza ve kader denir.

    Her şeyi ve insanların iyi, kötü her işini Allahü teâlâ yaratıyor ise de, insanlara İrade-i cüziyye vermiştir. İnsan, irade-i cüziyyesini kullanarak iyilik yaratılmasını isterse sevap, kötülük yaratılmasını isterse günah kazanır. İnsan günah işlerse cezasını, sevap işlerse mükafatını görür. Yani Allahü teâlâ hiç kimseye zorla günah işletmez.

    İslam’ın Şartları

    1- Kelime-i şehadet getirmek
    [Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü] demek. Manası şudur:
    (Ben şehadet ederim ki, [Yani görmüş gibi bilirim ve bildiririm ki] Allah’tan başka ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed aleyhisselam Onun kulu ve resulüdür.) [Resulullaha inanmak demek, Onun bildirdiklerinin tamamını kabul etmek, inanmak ve hepsini beğenmek demektir.]

    2- Namaz kılmak
    Akıl baliğ olmuş yani ergenliğe girmiş akıllı her müslümana günde beş vakit namaz kılmak çok önemli bir farzdır. Namaz dinin direğidir. Namaz kılmamak en büyük günahlardan biridir. Kılmayanın imanla ölmesi çok zordur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Namaz kılan kıyamette kurtulur, kılmayan perişan olur.) [Taberani]

    3- Zekat vermek
    Nisap miktarı yani borçlarını düştükten sonra alacaklarıyla beraber elinde 96 gram değerde, para veya ticaret malı olanın kırkta birini zekat vermesi farzdır. Meyve ve tarla mahsulünün de onda birini fakire vermek farzdır. Bu onda bir zekata da uşur denir.
    (Zekat vermeyene Allahü teâlâ lanet eder.) [Nesai]

    4- Oruç tutmak
    Ramazan ayında, bir ay oruç tutmak farzdır. Tutmamak büyük günahtır.

    5- Hac etmek
    Mekke-i mükerreme şehrine gidip gelinceye kadar, geride bıraktığı çoluk-çocuğunu geçindirmeye yetişecek maldan fazla kalan para ile oraya gidip gelebilecek kimsenin, ömründe bir kere, Kâbe-i şerifi tavaf etmesi ve Arafat’ta durması farzdır.
     
     

     

    BEŞİK İLE KABİR ARASI

     

    Her insan bu dünya aleminde bir yolcudur. İnanan da, inanmayan da, mümin de, kafir de, münafık da bu yolculuk üzerine bir hayat sürmektedir. Dünya yolculuğunun ilk durağı beşik, son durağı ise kabirdir. Beşikten mezara doğru hızlı bir yolculuk yapılmaktadır. Kabir durağının sonunda ise ebedi olarak kalınacak bir menzil vardır. O daimi durak ya cennet, yahutta cehennemdir. Ebedi durağımızın cennet olması için bu yolculuktaki durumumuzu, kulluğumuzu ve İslami kimliğimizi sürekli şekilde kontrol altında bulundurmamız lazımdır.

    Hayatımızın bir kısmını ibadetle, diğer bir kısmını isyanla geçirmek veya ömür hazinesini çifte standartla, ikilemli bir yaşantıyla heba etmek; manevi zararların ve iflasın en büyüğüdür. Bir yürekte birbirine zıt ve ters iki ayrı anlayış ve yaşayış uyum sağlayamaz, barışık olamaz. İmanın karargahı olan kalbi isyan ve küfürle doldurmak hiçbir müslümana yaraşmaz.
    Tevhidi bir inanca sahip olan müslüman kalbini isyandan ve küfürden koruma hususunda gerekli olan hassasiyeti göstermesi ve bu hassasiyeti kabire varıncaya kadar devam ettirmesi icabeder. Ebedi hayat olan cennet yurduna vasıl olmanın yolundan ayrılmamak, başka yollara sapmamak lazımdır.

    Geçici olan dünya hayatının debdebesine kapılmak, makam, mevki ve maddiyat için İslami emirlerden uzaklaşmak, haramlarla içli dışlı bir hale gelmek, Allaha kul, ahir zaman Nebisine ümmet olmanın şan ve şerefini ihlal etmek hiçbir kabir yolcusuna, hiç bir iman ehline yaraşmaz. Bu hakikati ferdan ferda her müslümanın çok iyi düşünmesi ve ona göre hareket etmesi gerekir.

    Dünyanın amel ve ibadet mahalli, ahiretin ise hesap yeri olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır. Ahiret aleminde amel ve ibadet yoktur. Orada ancak dünyada yapılan her türlü hayır ve şerre taalluk eden hesaplar görülür. Kabir adı verilen o daracık toprak eve varmadan, oranın misafiri olmadan önce dünya hayatının kadir ve kıymetini iyi bilmek ve mutlaka gelecek olan hesap gününe çok iyi ve şuurlu bir şekilde hazırlanmak lazımdır. Akıllı ve inançlı insanlar dünya, hayatında, ahiret hayatını kazanmaya ciddi şekilde çalışır ve gayret eder.

    En acımasız ve en gaddar şekilde görevini ifa etmekte olan küfür ile zulmün temelinde Kurana, İslama ve müslümanlara düşmanlık yatmaktadır. Kabir ve hesap alemini düşünen, daha doğrusu bunları düşünmekle yükümlü ve vazifeli olan her müslüman konumu ne olursa olsun İslami yaşantısında kusur etmemeye özen göstermelidir. Ya cennet bahçelerinden bir bahçe, yahutta cehennem çukurlarından bir çukur olan kabrin; bir ravza, bir gül bahçesi veya bir cennet bahçesi olabilmesi, insanın dünyada çalışmasına, İslami bir hayat sürmesine ve tevhid inancı üzere yaşamasına bağlıdır..

     Her müslüman İslami yaşantıyı kamil bir manada tatbik ederek ebedi hayatın şerefli bir yolcusu olmaya çalışmalıdır. Bu gayret ve bu faaliyet üzere ebedi hayatın ilk durağı olan kabre varmak her iman ehlinin, her müslümanın değişmez ve şaşmaz şiarı olmalıdır.

    Beşikle başlayıp ölümle noktalanan dünya hayatında müslümanlar Peygamber (s.a.v.) Efendimizin buyurmuş oldukları: İnsanlardan öyleleri vardır ki; onlar hayırlı işler için anahtar ve şer işlere karşı sürgü gibidirler. Diğer bir kısım insanlar da vardır ki onlar (bilakis) şer işler için anahtar ve hayır işlere karşı sürgü gibidirler. Ne mutlu o kimseye ki, Allah Teala hayırlı işlerin anahtarlarını onun ellerine vermiştir. Ve yazıklar olsun o kimselere ki Allah Teala şer işlerin anahtarlarını onların ellerine vermiştir. (İbni Mace, Sünen 1/403 H.No:237)

    Bu Hadisi Şerif müslümanları hayır işlerde motor ve anahtar, şer işlerde ise sürgü ve firen olmaya davet ediyor. Kendimizi bir hesaba çekelim, bakalım bu peygamber sözünün hangisini üzerimizde görmekte, yaşamakta ve tatbik etmekteyiz. Dünya hayatımız hayır işlere anahtar olmakla mı, yoksa şer işlere anahtar olmakla mı noktalanacak? Böylesine geniş kapsamlı bir sorunun muhasebesi içinde geçen bir hayat; özlenen ve arzu edilen İslami bir hayat olur.

    Kainat kitabı olan Kuranı Kerimi yanlış okuyup yanlış anlamak ve hayatımıza yanlış tatbik etmemek lazımdır. Kainatın ve mükevvenatın sahibi olan Allah (c.c.)'ın eseri olan Kurana dört elle sarılmak, onun emir ve yasaklarını tam olarak hayatımıza tatbik etmek yegane kurtuluş ve necat vesilesidir. Ancak bu yol insanı felaha ve selamete götürür.

    İnsanın beşikte geçen zamanı ile bebeklik yılları bir rüya alemi gibi unutulup gitmiştir. Çocukluk çağı ise oyun ve oyuncaklarla gerilerde kalmıştır. İslami manada her hangi bir sorumluluğu olmayan bebeklik ve çocukluk yıllarının hemen arkasından delikanlılık ve gençlik adı verilen insanın en güçlü ve en hareketli çağı gelir. Hatta buluğdan itibaren başlayan mesuliyet duygusu ve sorumluluk hali ile aranız nasıl sevgili gençler? Dinimizin üzerinize yüklemiş olduğu yükleri benimsiyor mu, yoksa silkip atıyor musunuz? Günlerin, ayların ve yılların nasıl ihtiyarlığa ve nasıl kabire yaklaştırdığını düşünmek, tefekküretmek insanı Allaha yaklaştırır, ilahi emirleri yapıp, haramlardan uzak kalmaya alıştırır.

    Beşikle kabir arasında geçen kısa dünya hayatı her insan için bir imtihan mahallidir. Ebedi hayatının rahat ve huzur içinde geçmesini isteyen insan önce tevhide inanmalı ve her halükarda onun gereklerini harfiyen yerine getirmelidir. Kabrinin cennet bahçesi olmasını arzu edenler, necat, felah ve kurtuluş isteyenler İslami bir yaşantıyı benimsemelidir. Gerisi lafı güzaftır.. 


    NAMAZI DOĞRU KILMAK


    Resulullah (s.a.v.) Efendimiz, bir gün mescitte ashabıyla birlikte otururken, İslam ı yeni öğrenmiş bedevi bir zat girdi. Rüku ve secdesini tam yapmadığı bir namaz kıldı. Sonra huzura gelerek selam verdi. Resulullah Efendimiz selamını aldı ve.
    - Dön namazını tekrar kıl, buyurdu.
    O zat dönerek, önceki kıldığı gibi namazını tekrar kıldı. Resul-i Zişan (s.a.v.),
    - Dön tekrar kıl; çünkü sen, namaz kılmış olmadın!, buyurdu.
    Bu hal üç defa tekerrür edince o zat:
    - Ya Resulullah! Seni hak ile gönderen Allah a yemin olsun ki, ancak bu kadar biliyorum, doğrusunu bana öğretirmisin? dedi.
    Bunun üzerine Efendimi z (s.a.v.):
    - Namaz kılmak isteyince güzelce abdest al, kıbleye dön, iftitah tekbirini al, kolayına geldiği kadar Kur'an oku, sonra rükua varıp sukunet buluncaya kadar dur. Sonra başın büsbütün doğruluncaya kadar ayakta kal, sonra secdeye varıp mutmain oluncaya kadar dur, başını kaldırıp hareketsiz kalıncaya kadar otur. Bunları bütün namazlarda böylece yaparsan namazın tam olur, bundan neyi eksiltirsen namazı eksiltmiş olursun, buyurdu.


    HADİSLERLE GERÇEKLER

    KEMAL-İ İSLAM ÇAĞRISI

    Allah Teala buyuruyor: “De ki; dininizi Allah'a mı öğretmeye kalkışıyorsunuz? Halbuki Allah göklerde ve yerde ne varsa hepsine vakıftır. Allah herşeyi hakkıyla bilir. (El- Hucurat, 49,16).

    Ey iman edenler, Allah'a, Allah'ın peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba inanmakta sebat gösterin. Kim Allah'ı, meleklerini, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse şüphesiz derin bir sapıklığa sapmış gitmiştir: (En- Nisa 4,136.)

    Bir bu kadarını daha zikredebileceğimiz yukarıdaki nasslar, mü'minlerin dine karşı takınmaları gerekli tavrı ve onların imanlarında aranan bütünlüğü ve tamlığı belirlemekte; islamın iman temeline dayalı tam bir inkıyad yada teslimiyet ile yaşanabileceğini göstermektedir.

    Yani bu ayetler, kemal-i İslam çağrısıdır. Gerçek kurtuluş tam teslimiyettedir. Gerçek hürriyet yalnızca Allah'a kulluktadır. Müslüman kafasına göre müslüman değil, İslam’a göre müslüman olmak durumundadır.

    HAYAT

    El-Bera İbni Azib (ra)'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: uhud Harbinde Resulullah (sav)'e yüzü demir zırh ile kaplı bir kişi geldi ve

    -Ya Resulullah, hemen harb edeyim de sonra mı müslüman olayım? diye sordu. Resulullah (sav):

    - Önce müslüman ol, sonra savaş! buyurdu.

    Adam müslüman oldu, savaştı, sonunda şehit düştü.

    Bunun üzerine Hz. Peygamber;

    - “Az çalıştı, çok kazandı” buyurdu.

    Bu Hadis-i Şerifte en çarpıcı tablo, Uhud savaşında, sıkıntılı anlar yaşadığı hengâmda Peygamber Efendimiz (sav)'in harbe hazır birisine “Önce İslam!” fıkrini telkin etmesidir. Demek oluyor ki, İslam’ın mü'minlere kazandırmak istediği dünya görüşü ve öncelik fikri, her hal ü karda “önce İslam” eksenlidir.

    Diğer bir nokta da, bir rekat namaz kılmadan, abdest almadan, bir defa dahi secde etmeden cennete giren müslümanın gıpta uyandıran bu hali için Hz. Peygamber(sav), “az çalıştı, çok kazandı” buyurmaktadır.

    İslam dünyası yeniden “önce İslam” fikrini yeniden elde ettiği gün az iş yapmış olsa da, çok kazanmış olacaktır.

    MÜSLÜMANA ÖNCELİK VERMEK

    Aziz b. Amr (ra)'dan nakledildiğine göre, Resulullah(sav) şöyle buyurmuştur: “Îslam yücedir, onun önüne geçilmez.”

    Bu hadis'in vürud sebebi şöyledir.

    Mekke fethinden önceki akşam Ebu Süfyan ile birlikte Aziz b. Amr, Hz. Peygambere (sav) giderler. Bazı sahabeler Hz. Peygambere:

    - “Bunlar Aziz b. Amr ve Ebu Süfyan'dır. İslam, (İslam olmayandan) daha izzetlidir. Îslam yücedir, onun önüne geçilmez!” buyurdu. Bu konunun anlaşılması için Aziz b. Amr'ı tanımak gerekir. Aziz b. Amr, hicretin 6. yılında müslüman olmuş, Rıdvan Beyatında bulunmuştu. Bu olay gerçekleştiğinde Aziz müslümandı. Bazı sahabeler sosyal durumu düşünerek, müşrik olmasına rağmen Ebu Süfyan'ın ismini önce söylemişlerdi. Peygamber (sav) Efendimiz bunu düzeltti. İslamın yüce olduğunu, öncelik hakkına sahip olduğunu öğretti.

    Hadisimiz takdimde, tercihte, protokolde, hiyerarşide islamı ve müslümanı daima önde ve ileride tutmak lazım geldiğini, müslümanı müslüman olmayanlardan sonra anmak gibi bir hataya düşmemek gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.

     İSLAM KİMLİĞİ

    Ebu Hureyre (ra) dan rivayet edildiğine göre, Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: Hiç şüphesiz Allah, sizin üç şeyi yapmanızdan hoşnut olur; üç şeyi işlemenize de gazab eder: Hiç bir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca kendisine kulluk etmeniz, topluca Allah’ın ipine sımsıkı sarılmanız, Allah’ın, yönetiminizi uhdesine tevdi ettiği kişiler hakkında samimi ve hayırhah davranmanızdan hoşnud olur (ve bunların yapılmasını size emreder.)

    Dedi-kodu, mal zayii ve çok sual sormaktan hoşlanmaz (ve bunların yapılmasından sizi nehyeder.)

    DİN - DÜNYA AYRILMAZLIĞI

    Ebu Hureyre (ra)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (sav)şöyle buyurmuştur: “Îman yetmiş (veya altmış) küsur şu'be (haslet) dir. En yükseği “Allah’tan başka ilah yoktur.” demek; en aşağısı ise yoldan, eziyet veren şeyleri gidermektir. utanmak da, imanın bir şu'besi (birimi) dir.

    Dinin aslı iman, imanın aslı da kalpteki tasdik yani kabuldür, “Tasdik” ten ibaret olan iman, nicelik ve nitelik olarak İslam bilginleri tarafından asırlar boyu ayet ve hadisler esas alınmak suretiyle enine boyuna tartışılmıştır.

    Hadisimizdeki şube kelimesi, dal, haslet, ünite, birim, demektir. İmanın şu'beleri de imanın dalları hasletleri demektir. Îmanın asıl yapısı kalp ile tasdiktir, onun uzantıları, dalları da olduğu anlaşılmaktadır.

    İSLAM HİDAYETİ

    Abdullah b. Mesud (ra)'dan nakledildiğine göre Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Prensib ve pratik olarak din (ilmini) öğreniniz, insanlara öğretiniz. Feraiz (ilmini) öğreniniz, halka öğretiniz. Kur'an'ı öğreniniz, halka öğretiniz. Çünkü ben ölümlü bir insanım. İlim de ortadan kaldırılacaktır, (büyük) fitneler zuhur edecektir. O kadar ki, bir feraize (kesin hüküm) hakkında ihtilaf eden iki müslüman, davalarını halledecek bir tek kişi bile bulamayacaklardır.

    Bu hadisin senedine yönelik bazı tenkitler söz konusu olmakla beraber bir çok sahabi tarafından rivayet edilmiştir. Bu hadis yaygın bilgilendirmeyi ve bilgilenmeyi teşvik etmekte, aksi halde yaygın ölçüde cehaletin baş göstereceğine dikkati çekmektedir. Yine, eğitim-öğretimin durdurulacağına, özellikle din eğitiminin sekteye uğratılacağına ve dini bilen alimlerin kalmayacağı dönemlere işaret etmektedir. Din ancak şu üç hususun yerine getirilmesiyle korunabilir.

    * Yaşamak,

    *Kurum ve kuruluşlarını kurmak, kurdurmak,

    *Eğitim-öğretimini yapmak, yaptırmak

     İSLAMI GÜZEL YAŞAMAK

    Ebu Hureyre'den (ra), rivayet edildiğine göre Nebi (sav) şöyle buyurmuştur: “Îçinizden, müslümanlığını (ihlas üzere yaşayıp) güzelleştirenin işlediği her iyilik, on mislinden yediyüze kadar katlanmış olarak yazılır. İşlediği her kötülük de sadece misli ile yazılır. Allah’a kavuştuğu zamana kadar bu böyledir.”

    İslam'ı yaşamadaki güzellik, hiç şüphesiz, her şeyden önce gönül dürüstlüğü, niyet bütünlüğü, ihlas ve samimiyetle ilgilidir. Bu sebeple Hz. Peygamber “İhsan'ı” “Allah'a onu görüyormuşçasına”, değilse “O'nun gördüğü şuuru içinde kulluk etmek”diye tarif buyurmuştur. İslam'ı güzel yaşamak için onu samimiyetle benimsemiş olmanın yanında, doğru anlamış olmak da lazımdır. Yanlış veya eksik bir bilgi ve anlayış üzerine tam ve mükemmel bir hayat bina etmek· mümkün değildir. Hadisimiz, “iyilik işleyene on katı iyilik” ölçüsünün, İslam'ı ihlas üzere güzel, tertemiz yaşamaya niyet ve gayret edenler için yediyüz katına kadar arttırılarak uygulanacağını bildirmektedir. Bu, müslümanlıkta “İhsan”a ulaşma gayretlerine getirilen teşviktir. 

    KULLUKTA BÜYÜME MUTLULUĞU 

    Ebu Hureyre'den (ra) rivayet edildiğine göre Resulullah (sav)şöyle buyurmuştur: “Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teala, yedi (sınıf insanı (arş'ının) gölgesinde barındıracaktır: Adil devlet reisi. Rabbına kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç..Gençlik yıllarında kulluk görevini dikkatle yerine getiren, yani Allaha ibadetle büyüyen, yasaklardan uzak kalmak suretiyle bu güzel çizgisini daha da güzelleştiren genç, tam bir tercih kahramanıdır. Gençlik, harçlık, boşluk, üçlüsünün oluşturduğu tehlike ortamını Allaha kulluk şuur ve uygulamasıyla aşmayı başaran genç parlak bir geleceğe yönelmiş demektir.

    GÜNÜ İSLAM İLE YAŞAMAK

    Ebu Malik Haris b. Asım El-Eş'ari'den (ra) rivayet edildiğine göre Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Her insan (her gün) sabah kalkıp (pazara çıkar), nefsini satışa arzeder. Kimi onu azad, kimi de helak eder.”  Dünyada zaman gün denilen yirmidört saatlik kesitler halinde yaşanmakta ve değerlendirilmektedir. Bu günler aynı zamanda bizim ömrümüzün kesitleridir. Gerçekten her yeni gün herkes için yeni bir pazardır. Bu pazarda aslında ahiret ve dünya alınıp satılmaktadır. Bize göre insan ahiretini dünyada kazanır. Bunun için dünya hayatı iyi değerlendirilmelidir.

     DOĞRU VE GÜZEL ANLATIM

    Ebü'd-Derya'dan (ra) şöyle rivayet edilmiştir: “Resulullah bize hitabetti ve şöyle buyurdu. Bizden bir hadis işitip belledikten sonra işittiği gibi başkasına ulaştıranın Allah yüzünü ağartsın” İslamın güzel ve doğru bir şekilde anlatılması gerekir. Bu durum eğitimden geçmektedir. Eğitilmişlik, ilim ve üslup meselesidir.

    Tebliğ yapılırken ne duyulmuşsa onu aktarmak gerekir. Hadislerin aktarılmasında daha da dikkat etmemiz gerekir.

     EĞİTÎMDE MABED MEKTEB BERABERLİĞİ

    Ebu Hureyre (ra) demiştir ki: “Resulullah (sav)'i şöyle buyururken dinledim”: “Öğreneceği veya öğreteceği bir hayr (ilim ve amel) için benim şu mescidime gelen, Allah yolunda cihad eden mücahid hükmündedir. Bunun dışında bir şey için gelen ise, başkasına ait eşyaya bakıp duran kişi (seyirci) durumundadır.”   Peygamber, insanlığın ilk öğretmenleridir. Onların eğitim ve öğretimleri de dinidir. Vahyi anlatan peygamberler aynı zamanda ümmetlerine belli bir “hayat görüşü”nü de öğretiyorlar. Yani pratik bir din eğitimi veriyorlar. Bu yönüyle din eğitimi, gerekli ve faydalıdır. Peygamber Efendimiz (sav) bu eğitimi mescidde geniş kitlelere yapıyordu. Bu yaygın ve başarılı eğitim ve öğretim sayesinde kısa zamanda bedevi Arap toplumu, İslam medeniyetinin çekirdeğini oluşturacak bir millet olmuştur. Medeniyetler iyi eğitilmiş insan gücünün eseridirler. Eğitim ve öğretimi dinden tecrit etmek anarşi ve sapmalara yol açar. Bunun hiç bir topluma faydası yoktur.

    ÜMMETÎN SINAVI

    Ka'b b. İyad (ra) demiştir ki; Ben Resulullahı (sav) şöyle buyururken duydum. “Her ümmetin bir büyük fitnesi (imtihan vesilesi) vardır. Benim ümmetimin baş fitnesi (sıkıntı sebebi) de maldır. (Ekonomik değerlerdir.)

    Bu Hadis-i Şerifte Efendimiz, ümmeti için yokluktan çok varlığın, yani ekonomik değerlerin en büyük sıkıntı odağını oluşturacağına dikkat çekmektedir. Böylece ümmet hayatında en hassas noktayı da belirlemiş olmaktadır. Burada malın varlığı kadar yokluğunun da fitne olduğu akla geliyor ancak asıl vurgulanmak istenen malın çokluğu ile İslamdan uzaklaşmaktır. Mal, “İmtihan vesilesi” “Dünya hayatının süsüdür:' Malın ve servetin harcanmasında titizlikle hareket etmek gerekir.

    KALBİMÎZÎ KAYDIRMA 

    Ümmü Seleme (rah) validemizden nakledildiğine göre Peygamber (sav) Efendimiz şöyle dua ederdi: “Ey kalpleri halden hale değiştiren (Allahım), benim kalbimi dinin üzere sabit kıl !”Hz. Peygamberin en çok yaptığı bir dua olarak hadisimiz en temel meselede hem bilgi, hem de Allahu Teâlâ’dan ne isteneceğine dair misal vermektedir.

    Allah Teala'nın irade ve hükmüne karşı çıkacak hiç bir varlık söz konusu olamaz. İman ise, insan kalbinin en temel işi ve sahibinin bütün hareketlerini etkileyen gücüdür. Böyle olunca kalbin hak din üzere sabit olması, mü'minin iman çizgisinde devamının tek şartı ve imkânıdır. Her türlü olumsuzluk kalpteki yanlış kabullerin yada inkarın sonucudur.

    Müslümanlığın esası ve vazgeçilmez rüknü kalbi istikamet ve tatmindir. Karmaşık dünyamızda müslümanlığımız ve tabii ahirette mutluluğumuz buna bağlıdır. O halde duamız da hep aynı olmalıdır.

    “Ey kalpleri halden hale (renkten renge, şekilden şekile) çeviren Allahım, bizim kalbimizi dinin üzere sabit kıl !”

    KAYNAK: İ. Lütfi ÇAKAN

    VAKTİ EN İYİ DEĞERLENDİRME ESASLARI

    (İSLAMDA ZAMAN TANZİMİ)

    İki şey vardır, insanların çoğu onun değerini bilmezler: Sıhhat ve boş vakit” (Hadis-i Şerif)

    KUR'AN'DA ZAMAN

    Kuran-ı Kerim üzerinde dikkatleri canlı tutmak için zamanı hatırlatan tabirleri sıkça kullanır. Her çeşit farz, vacip ve nafile namazlar zaman tanzimine de yönelik gayeler taşımaktadır. Bu açıdan, din, amirlerin büyük çoğunluğuyla, insana zamanı azami ölçüde değerlendirmeyi öğretmektedir. Hatta asıl gaye budur denilebilir

    Kur'an'ın Zamanı İfade Şekli:

    “Zaman” lugat açısından “uzun veya kısa vakit” anlamına gelir. Kur'an, zaman yerine daha çok vakit kelimesini tercih eder ve kullanır. Bu kelime lugat yönüyle “bir iş için belirlenen zamanın nihayeti”demektir. Kur'an-ı Kerim'de zamanla alakalı gün, hafta, yıl, asır, vakit, saat kelimeleri bir ferd için hangisi daha önemli ise önem miktarı kadar tekrar edilmiştir. Ferd için en ehemmiyetli gün olduğundan Kur'an'da en çok zikredilen “Yevm” yani “Gün” kelimesidir ki 475 defa zikredilmektedir. Kur'an-ı Kerim ilk sayfalarından itibaren, en son sayfalarına kadar, hiç fasıla vermeden, okuyucusuna zaman mefhumunu hatırlatmaktadır.

    Farz namazların mühim gayelerinden biri, Müslüman kimseye, günlük zamanı taksim ve programlama alışkanlığı kazandırmaktadır. Kıyamu'l leyl (gece kalkışı)'e Kur'an-ı Kerim önem vermektedir. Büyük İslam medeniyetlerinin parlama dönemlerini hazırlayanların hayatında gece kalkışı önemli yer tutar. Kıyamu'l leyl Peygamber Efendimiz'e (SAV) farzdı fakat ümmetine nafiledir. Bu sünnet Kur'an-ı Kerim'in emridir.

     ZAMANLA İLGİLİ TELAKKİ VE TEDBİRLER

    Vicdani tedbirleri almaya telakki diyoruz. İnsanın yaşadığının şuuruna erebilmesi için, ömrünün her gününü aynı tarzda geçirmemelidir. Bazı aylar, bazı saatler diğerlerine nazaran farklı olmalıdır. Dinimizdeki mübarek aylar ve günlerle bu sağlanmaktadır. Bu farklı değerdeki aylar, günler sayesinde insanda hâsıl olabilecek monotonluk kırılmaktadır. Ahirete inanan, her gününden, her saatinden hesap vermenin endişesini vicdanının derinliklerinde duyan bir kimse için zaman değerlendirmede mühim bir telakki, ömrünü içinde bulunduğu gün bilmesidir. Birçok fenalıkların kaynağı tül-i emel denilen uzun yaşama vehmi kabul edilmiştir.

    İslam dini günlük zamanı üç ana maksada uygun olarak programa bağlamamızı emreder;

    1- İbadet

    2- Rızkın Kazanılması

    3- Hayatımızı murakabe ve tefekkür

     PEYGAMBERİMİZİN HAYATINDA ZAMAN TANZİMİ

    Peygamber Efendimiz (SAV) günlere göre haftalık, vakitlere göre günlük programlara tabi kılmıştır. Peygamber Efendimiz haftalık belli günlerde aynı işleri yapmaktadır. Günlük ise muvakkat işler ki bunlar önceden programlanmaksızın zuhur eden işlerdir. Bir heyetin kabulü, bir yabancının müracaatı , bir ihtiyacın zuhuru gibi. Bunlar imkan nisbetinde tanzime çalışılmıştır. Mutad işlerse aynı günlerde aynı vakitlerde yapılmaktadır. Her işe belli müddet vardır. O iş hergün aynı müddet içinde tamamlanmaktadır.

     İSLAMDA TATİL VE İSTİRAHAT

    Tatil kelimesi boş vakit anlamında kullanılacaktır. İslam tamamen boş geçirilecek bir vakit tanımaz. Kur'an-ı Kerim'de bize meşguliyetin değiştirilmesi suretiyle dinlenme elde edileceğine işaret edilmektedir. Buna bir nevi “çalışarak dinlenme” diyebiliriz. Müslümanlar, Yahudiler Hrıstiyanlar gibi tamamen “işsiz” geçirilecek bir haftalık tatil anlayışından uzak olmalıdır. Eğlencede şehvet duyma ve fitne çıkarma ihtimali halinde, nazarın haram olduğunda ittifak vardır.

    İslam boş zaman kabul etmez.” derken istirahatı reddeder manası çıkarılmamalıdır. Kur'an-ı Kerim'de en iyi dinlenmenin kişinin kendi evinde uyku ile olacağı beyan edilmiştir.

    “Size geceyi örtü, uykuyu dinlenme (vasıtası), gündüzü de çalışma zamanı yapan Allah'tır.” (Furkan 25).

    “Allah sizin için meskenlerinizi huzur ve sükun yeri kıldı.” (Nahl 16).

    Yasak oyun ve eğlenceler; kumar oyunları, hayvanlarla oynamak, içkili, çalgılı, kadınlı eğlencelerdir. Bazı oyunların faydalılık yani cihada hazırlık yönü galebe çalar. Bu yüzden Hz Peygamber (SAV) onları ısrarla teşvik etmiştir. Bu gruba yüzme, atma, binme, koşma ve güreş girer.

    Meşru eğlence fırsatları ise çeşitli merasimler, ziyafetler (sünnet, doğum, seferden dönüş, yeni meskene girme, musibetten kurtulma) ve düğünlerdir.

     

    İSLAM ALİMLERİNDE ZAMAN ENDİŞESİ

    İslam alimlerinin zaman konusundaki müşterek telakkileri şöyledir: “Geçmiş zaman elden çıkmıştır, gelecek ise henüz gaybdadır, öyleyse mevcut olan senin içinde bulunduğun şu andır.” İslam alimleri yemek zaman, insanlarla münasebet, her an meşguliyet, son nefese kadar gayret ilişkisine vermiştir. Yemek-zaman ilişkisini minimum azaltmak için, ufalayıp tirit şeklinde ekmek yemekle, normal ekmek yemek arasındaki farkı bile hesaplamışlardır. Davut et-Tai bu zamanda 50 ayet okunacak kadar fark olduğunu tespit etmiştir. İmam Ebu Yusuf ise son nefesine kadar ilmi meşguliyette bulunmuştur.

    SONUÇ:

    Herşey imanda düğümlenmektedir. Bu sebeple, dinimiz kuru iman ve tatbikatı olmayan ilme itibar etmemiştir. Tatbikatı olmayan ilme “faydasız ilim” demiştir. Gençliğin daha sağlıklı, daha verimli kılınması için zamanla ilgili bazı prensipler şunlardır.

    1- Gençliğe zaman şuuru verilmelidir.

    2- Yıllık, aylık, haftalık, günlük planlar yapma, bu planlara uyma.

    3- Gecenin değerlendirilmesi ayrı bir mesele olarak ele alınmalı, uyku miktarı iyice öğretilmelidir.

    4- Devlet, yaş safhalarına göre kazandırılması gereken telakki ve alışkanlıkları tesbit etmelidir.

    5- Devlet ve ebeveyn gençlik devresi üzerinde dikkatle durmalı, problemleri tesbit edip ısrarla üzerine gitmelidir.

    KAYNAK : İbrahim CANAN

     

    EY NEFSiM

     

    Ne kadar da rahatlığına düşkünsün, istiyorsun ki her şey yolunda gitsin.
    İstiyorsun ki sana hiç bir kötülük dokunmasın.
    İstiyorsun ki hiç bir çileye maruz kalmayasın..

    Kardeşlerin, müslüman kardeşlerin kafirlerin bitmeyen tükenmeyen zulümlerine sabrederken, sırf O nun rızasını kazanmak için, sen otur koltuğunda, tv den izle ne olup ne bitiyor dünyada, sana ne zaten değil mi, sen çekmiyorsun ya, sen dayanmıyorsun ya onca acılara, sen
    katlanmıyorsun ya onca işkenceye !

    Herkes kendi derdine derman bulsun, ben de hayatla mücadele ediyorum, diyorsun. Ne kadar da duyarsızsın sen böyle. Müslüman böyle mi olur? Modern Müslüman; olmuşsun sen, Kuran dan, din kardeşliğinden, tevhid’den bahsediyorsun ama gırtlaktan aşağı inmiyor,sözde müslümansın yani ama yaşamaya gelince taviz üstüne taviz veriyorsun. İstiyorsun ki kimseden ağır bir söz işitme, istiyorsun ki dâvan üzünden kimse sana yan bakmasın, istiyorsun ki sıra dışı olmayasın. Birde utanmadan kendini cennetlik sanıyorsun! Hayır, hayır boşuna kendini kandırma,
      İnsanlar imtihandan geçirilmeden, sadece inandık demeleriyle bırakılacaklarını mı
    sandılar; (Ankebut, 2)

    Sana ağır geliyor, lüks olmayan bir hayata alışmak, ağır geliyor her gün 3 çeşit yemek yememek,mazlumlar dünyanın dört bir yanında yiyecek bir lokma ekmek, yatacak bir yer bulamazken, sana zor geliyor kuru yerde yatmak. Başına içinden çıkamayacağın bir iş gelsin hele hemen isyana koyuluyorsun.

    Resulullah (s.a.v.), Biricik Sevgilini, önderini çok sevdiğini söylüyorsun ama bunu ne davranışlarınla ne sözlerinle ne hayatınla ıspatlıyorsun!

    Nefsim! Hani söz vermiştin, Evet, Sen benim Rabbimsin ; demiştin, hani vefan nerde kaldı?!

    Dalmışsın bir oyundan ve eğlenceden ibaret olan dünya hayatına, (Muhammed,36)  sana verileni tepip sanki islam öncesi cahiliyyesini arıyorsun( Maide,50)

    Uyan artık, Kim ALLAH ile olan ahdine vefa gösterirse ALLAH ona büyük bir mükafat verecektir. (Fetih,10)
    Sen Kuran’ı düşünmüyor musun, yoksa kalbin kilitli mi? (Muhammed,24).

    Rabbim seni hem müjdeliyor, hem de korkutuyor, tercih senin elinde. Henüz geç değil, pişman olmadan değiştir kendini çünkü SENİNDE BIR DAHA Kİ SANİYEDE NEFES ALIP VERECEĞİNE ELİNDE GARANTİ BELGEN YOK!

     

    Dua et ki yeryüzünde bütün müslümanlar kardeş olsun, kalplerindeki kin kalksın, Tevhid bayrağı altında toplansınlar.. Dua etki imana saldırıların arttığı şu zamanda yüreğindeki islam gülünden ayrılma ki böylece yegane barınak olan Cennette nail olasın; (Naziat,40/41)

    UNUTMA, her zaman ALLAH için Dua et yalvara yakara ve gizlice Dua et;(Araf,55);  
    Kendi kendine yalvararak ve ürperek yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbini an, gafillerden olma; (Araf,205)

    UNUTMA, ALLAH’ a muhtaç olan sensin; (Fatır,15).  
    O Samed’ dir, hiç
    bir şeye muhtaç değildir. El açıp yalvarmaya layık olan ancak
    O`dur.(Rad,14)

    Ve unutma, sabret, yılma, sen müslümansın, sen güçlüsün, sen özelsin; Gevşeklik gösterip,üzüntüye kapılma. Eğer inanmışsan üstün gelecek
    olan sensin. (Al-i imran,139)

     

     

    评论 (3)

    请稍候...
    很抱歉,您输入的评论太长。请缩短您的评论。
    您没有输入任何内容,请重试。
    很抱歉,我们当前无法添加您的评论。请稍后重试。
    若要添加评论,需要您的家长授予您相应权限。请求权限
    您的家长禁用了评论功能。
    很抱歉,我们当前无法删除您的评论。请稍后重试。
    您已超过了一天之内允许提供的评论数上限。请在 24 小时后重试。
    因为我们的系统表明您可能在向其他用户提供垃圾评论,您的帐户已禁用了评论功能。如果您认为我们错误地禁用了您的帐户,请联系 Windows Live 支持部门
    完成下面的安全检查,您提供评论的过程才能完成。
    您在安全检查中键入的字符必须与图片或音频中的字符一致。
    bademcisel​çuk 在此页禁用了评论功能。
    __________发表:
    arkadaşım çok güzel  olmuş emeğine yüreğine sağlık allah razı olsun
    2 月 23 日
    dilek发表:
    tebrikler çok güzel bir alan
     
     
    10 月 28 日
    Emeğine yüreğine sağlık paylaşımların için çok sağ ol Allah razı olsun
    10 月 18 日

    引用通告

    此日志的引用通告 URL 是:
    http://dreamboy182.spaces.live.com/blog/cns!F9BDC87FBAB2132D!1287.trak
    引用此项的网络日志