selçuk 的个人资料Ey iman edenler, Allah't...照片日志列表更多 工具 帮助

日志


3月22日

EFENDİMİZ HZ.MUHAMMED (S.A.V) 'İN BAZI SÜNNETLERİ

 

YETİMLERİ GÖZETELİM

Peygamberimiz(SAV) işaret parmağı ve orta parmağıyla işaret ederek: 'Gerek kendisine ve gerekse başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben,cennette işte böyle yanyanayız.'buyurmuştur.

EFENDİMİZ (S.A.V)'İN BAZI SÜNNETLERİ

 

- Pazartesi ve Perşembe günleri nafile oruç tutmak

 

- Cuma günleri en güzel ve temiz giysileri giyinmek, gusül abdesti almak

 

- hayırlı işlerde sağı, adi işlerde solu kullanmak

 

- selamı yaymak. selam, kelamdan önce gelir

- yemekten önce ve sonra elleri yıkamak.

- yemeğe besmele ile başlamak, Allah’ın sonsuz ikram ve nimetlerini tefekkür ederek yemek, sonunda da hamd etmek.

- Yemeğe tuz ile başlamak

- yemekte tabağın kendi önümüze gelen tarafından yemek.

- yemeğe sofradakiler ile beraber başlamak, yalnız yemek yememek

- acıkmadıkça yememek, tam doymadan yemeği bırakmak.  

- Suyu üç yudumda ve oturarak içmek

 

- az gülmek, gülünce kahkaha ile değil, tebessüm ederek gülmek. mütebessim olmak.

- çoğu zaman susmak, tefekkür etmek, ihtiyaç olunca konuşmak.

 

- tane tane, orta bir ses tonuyla konuşmak. çok mühim şeyleri üç defa tekrar etmek.

 

- konuşmaya Allah’ın adıyla başlamak ve Allah’ın adıyla bitirmek.

 

- boş işler (malayani) ile iştigal etmemek.

- uyku için yatınca önce sağ tarafına yatmak, sağ yanağını sağ avucunun içine koymak ve o günün muhasebesini yapmak.

- yüzükoyun yatmamak.

 

-yatağa girdiğinde avuçları açık olarak birleştirerek ihlas, felak ve nas surelerini okuyup avucunun içine üfleyip sonra bütün vücudunu sıvazlamak, bunu üç defa tekrarlamak.

 

- Aksırınca sesi az yükseltip, “Elhamdülillah” demek. Böyle diyene de “Yerhamükellah” demek. Bize dediklerinde “Yehdina ve yehdikümüllah” diye cevap vermek.

 

- Camiye sağ ayakla girip, sol ayakla çıkmak

 

- takke ve sarıkla başı kapatıp namazı öyle kılmak.

 

- davete icabet ve hediyeyi kabul etmek.

 

- tesettürle yıkanmak, peştamal, havlu vb. kullanmak

 

- mümkünse her abdest alışta misvak (fırça) kullanmak.

 

- sıla-i rahimde bulunmak. “akrabayla alakayı kesen bir kimsenin bulunduğu meclise Allah’ın rahmeti inmez.”

- anne-babaya itaat etmek, onlara ihsanda bulunmak, kalplerini kırmamak ve hayır dualarını almak.

 

- Biri seslendiğinde seslenene bütün vücudu ile dönmek

 

- Misafiri kapıda karşılamak ve giderken yolcu etmek

 

 

10 Şeye Mutlaka Zaman Ayırın 

 

 1- Çalışmak için zaman ayır. Bu başarının bedelidir.

2- Düşünmek için zaman ayır. Bu kudret ve kuvvetin kaynağıdır.

3- Eğlenmek için zaman ayır. Bu genç kalmanın sırrıdır.

4- Okumak için zaman ayır. Bu bilginin temelidir.

5- ibadet için zaman ayır. Bu yücelmenin yolu, gözler den ve ruhtan dünyevî kirlerin ve tozların yıkanmasıdır.

6- Başkalarına yardım ve arkadaşlarınla sohbet için zaman ayır. Bu saadetin kaynağıdır.

7- Sevmek için zaman ayır. Bu hayatın kudsiyetierinden biridir.

8- Hayal için zaman ayır. Bu ruhu yıldızlara eriştirir.

9- Gülmek için zaman ayır. Bu hayatın yükünü hafifleten bir boşalıştır.

10- Plân için zaman ayır. Bu ilk dokuz şeyi yapabilmek için lüzumlu zamana sahip olmanın sırrıdır.

 
DU'A
Duadan bıkkınlık göstermeyiniz.
Çünkü dua ile beraber olan hiç kimse helak olmamıştır.
 
 
 
 
 
DUA
Dua iki şekilde tecelli eder:
ya bizi korkutan şeyi ortadan kaldırır. Yahut da onu yenmemiz için bize güç
ve cesaret verir.
 
 
NAMAZI TERK ETMENİN BAHANELERİ
 
1-) Önemini bilmemek
2-)"ALLAH Gafur ve Rahimdir,Affeder düşüncesi
3-) Daha gençsin yaşlanınca kılarsın
4-)"Zamanım yok" bahanesi
5-)"Çaılşmakta da ibadettir" gerçeğini yanlış anlamak
6-) Hiç bitmiyor usanıyoruz
7-) Kılacağım ama duaları bilmiyorum
8-) Çok yoğun işlerim var
9-) Hastayım, kalkamıyorum nasıl kılayım
10-) Elimde yara var abdestim olmaz
11-) Üstüm temiz değil
12-) İşyerinde izin vermiyorlar
13-) Askerliktede nasıl kılayım
14-) Yolculukta nasıl kılayım
15-) Kılacaktım ama unuttum
16-) O kadar çok engelim var ki...
17-) Yer temiz mi ortam uygun mu,kıble nasıl bulunur
18-) Camiye ve abdest alınacak yere uzağız,bilmiyoruz
19-) Benim kalbim temiz niye namaz kılayım
20-) Çok yorgunum uykum var
22-) Saati kurmayı unuttum
 
SURE NEDİR ?
Sure, lügatta derece ,yüksek rütbe,şeref ve şan,güzel tarzda yapılmış bina manasına gelir.şehirlerin çevrelerine çekilen hisara da "sur" denir.Süre,Kuranı Kerim'in, en az Ayet'den müteşekkil ,hususi bir ismi haiz olan bölümlerinden her birine verilen ünvandır.Kuran-ı zişanın bölümlerinden herbiri büyük bir şeref ve mertebeyi haiz olduğu veya her bölümü ma'nevi sürlar ile mestur (örtülü), mahfuz bulunduğu cihatle "SURE"denilmiştir.Kuranı Kerim'in süreleri yüz on dörttür.Hicret'lerden evvel Mekke-i Mükerreme'de seksen altı Süre ,Hicret'ten sonrada Medine-i Münevvere'de yirmi sekiz Süre-i Celile nsxil olmuştur.
 
 
AYET NEDİR ?
Ayet ,lügatta alamet,nişane,ibret.delil,her taraftan göze çarpan yüksek bina manasındadır.Hariku'l-ade manasında kullanılır.Istılahımızda"Ku'ran-ı Mübin'in başlıca bir manayı,bir işareti veya bir hükmü haiz olan uzunca veya kısaca cümlelerinden herhangi biri'dir.Cem'i(çoğulu)ayat'dır.

TEVFİZ NEDİR ?

Tevfiz,bütün işlerini Allahü Teala'ya ısmarlamaktır.Allahü Teala'dan bir şey istediği zaman duasında,"Ya Rabbi,hayırlı ise nasip et," demelidir.Kat'iyyen,"Şu muradım(istediğim)ı bana ver" dememelidir.Çünkü sonu zarar ve ahirette kendine azap sebebi olabilir.Böyle şeyin olması beladır.Olmaması iyidir.Çok şeyler vardırki,insan onu ister,ama o şey aslında şerdir.Çok şeyler vardırki,insanın hoşuna gitmez,hatta çirkin görür;fakat aslında o hayırdır.Bunun için insan işlerini gaibleri bilen hakim ve rauf olan Allahu Teala ya tevfiz ve teslim edince Allahü Teala onun dünyasına ve ahiretine hayırlı olanları ihsan eder,zararlı olanlardan onu korur.

 CAMİ ADABI

Camiye,mescide,Müslümanın evine ,sağ ayakla girilir,sol ayakla çıkılır.Camide dikkat edilecek bazı hususlar şunlardır;

1)İş elbisesi veya büyüklerin yanına çıkılamıyacak elbise ve fena kokulu çorap ile namaz kılmak mekruhtur.Soğan,Sarımsak yiyende ,kokusu gitmeden camiye gitmemelidir.

2)Camiye abdestsiz girmek mekruhtur.

3)Ön safta yer varken arka safta durmak mekruhtur.İmam ,öncesafları düzeltip sonra namaza baslar .Ön saflara geçmek için başkalarına eziyet vermek caiz değlidir.

4)Saflar yandansıklaştırılmalı,omuzlar birbirine iyice değmelidir.Eshab-ı kiram saflara çok sık durduğundan elbiselerinin omuzları eskirdi.

5)Cuma günü imam minbere çıkınca ve cemaatle namaz kılınırken,sünnete başlamak mekruhtur.

6)Sünnet ile farz arasında konuşmak mekruhtur.

7)Bulaşıcı hastalığı olan camiye gelmemelidir.

8)Camide bir şey yiyip içmek ve uyumak mekruhtur.

9)Camide alışveriş yapmak mekruhtur.

10)Camide dünya kelamı ile meşgul olmak tahrimen mekruhtur.

11)Camide yüksek sesle konuşmak,nutuk söylemek,kavga etmek tahrimen mekruhtur.Nutuk verir gibi hutbe okumak da haramdır.

12)Küçük çocuğu camiye sokmak mekruhtur.Camiyi kirletecek yaşta ise haramdır.

13)Cemaate yetişebilmek için koşa koşa gitmek mekruhtur.

PEYGAMBERLERE İMAN

Peygamberlere inanmak imanın şartlarından biridir.Peygamberler,Allahü tealanın emir ve yasaklarını insanlara bildiren elçilerdir.Peygamberlerin birine bile inanmamak veya şüphe etmek Allah korusun insanın imanını giderir.O halde ,peygamberlerin bildirdikleri şeylere ,akla danışmaksızın inanmaktan başka çare yoktur.Peygamberlerin sayıları belli değildir.124 binden çok oldukları meşrudur.Peygamberlerin içinde 33 adedinin ismi şunlardır.Adem,İdris,Şit(Şis)Nuh,Hud,Salih,İbrahim,Lut,İsmail,İshak,Yakub,Yusuf,Eyyub,Şuayb,Musa,Harun,Hıdır,Yuşa bin Nun,İlyas,Elyesa,Zülkifi,Şemun,İşmoil,Yunus bin Meta,Davutd,Süleyman,Lokman,Zekeriyya,Yahya,Üzeyr,İsa bin Meryen,Zülkarneyn,

Muhammed(aleyhisselam)

Bunlardan yanlız 28'inin isimleri Kuran-ı Kerimde bildirilmiştir.Şit,Hıdır,Yuşa,Şemun ve İşmoil bildirilmemiştir.Zülkarneyn,Lokman ve Üzeyr'in peygamber olup olmadığı belli değildir.Zülkikl aleyhisselamın ikinci adı Harkıl'dır.Bunun İlyas,İdris ve Zekeriyya olduğunu söyleyenlerde vardır.

KABİR AZABI

Şu 4 şey kabir azabına sebep olur:

1) Yalan söylemek

2) Üzerine idrar sıçratmak

3)Emanete hıyanet etmek

4)Gıybet etmek

Şu 4 şey kabir azabından korur:

1) Beş vakit namazı,vaktinde ve cemaatle kılmak 

2) Kuran-ı Kerim okumak.

3)Sadaka vermek 

4)Salevat-ı şerife okumaya devam etmek

 

3月9日

REBİULEVVEL AYIMIZ MÜBAREK OLSUN

  BÜTÜN MÜSLÜMAN ALEMİNİN REBİULEVVEL AYI

MÜBAREK OLSUN

Bu ay idrak edeceğimiz Rebiullevvel ayı Peygamber Efendimiz HZ.MUHAMMED (s.a.v) Dünyayı şereflendirdikleri aydır.Bu ayın 12'sinde senenin ilk kandili olan Veladet (Mevlid) Kandili vardır.

Bu ay içinde mümkün olduğu kadar çok salat-ü selam (Salat-ı Nariye,Salat-ı Münciye ve Salatı Fethiye gibi salavatlar) okunmalıdır.ALLAHU TEALA şimdiden ibadetlerimizi ve salat-u selamlarımızı kabul eylerin hayırlısı ile İNŞALLAH.

 

ALLAH HEPİMİZİN YARATICISIDIR

Image Hosted by ImageShack.us

VAKTİ EN İYİ DEĞERLENDİRME ESASLARI

(İSLAMDA ZAMAN TANZİMİ)

İki şey vardır, insanların çoğu onun değerini bilmezler: Sıhhat ve boş vakit” (Hadis-i Şerif)

KUR'AN'DA ZAMAN

Kuran-ı Kerim üzerinde dikkatleri canlı tutmak için zamanı hatırlatan tabirleri sıkça kullanır. Her çeşit farz, vacip ve nafile namazlar zaman tanzimine de yönelik gayeler taşımaktadır. Bu açıdan, din, amirlerin büyük çoğunluğuyla, insana zamanı azami ölçüde değerlendirmeyi öğretmektedir. Hatta asıl gaye budur denilebilir

Kur'an'ın Zamanı İfade Şekli:

“Zaman” lugat açısından “uzun veya kısa vakit” anlamına gelir. Kur'an, zaman yerine daha çok vakit kelimesini tercih eder ve kullanır. Bu kelime lugat yönüyle “bir iş için belirlenen zamanın nihayeti”demektir. Kur'an-ı Kerim'de zamanla alakalı gün, hafta, yıl, asır, vakit, saat kelimeleri bir ferd için hangisi daha önemli ise önem miktarı kadar tekrar edilmiştir. Ferd için en ehemmiyetli gün olduğundan Kur'an'da en çok zikredilen “Yevm” yani “Gün” kelimesidir ki 475 defa zikredilmektedir. Kur'an-ı Kerim ilk sayfalarından itibaren, en son sayfalarına kadar, hiç fasıla vermeden, okuyucusuna zaman mefhumunu hatırlatmaktadır.

Farz namazların mühim gayelerinden biri, Müslüman kimseye, günlük zamanı taksim ve programlama alışkanlığı kazandırmaktadır. Kıyamu'l leyl (gece kalkışı)'e Kur'an-ı Kerim önem vermektedir. Büyük İslam medeniyetlerinin parlama dönemlerini hazırlayanların hayatında gece kalkışı önemli yer tutar. Kıyamu'l leyl Peygamber Efendimiz'e (SAV) farzdı fakat ümmetine nafiledir. Bu sünnet Kur'an-ı Kerim'in emridir.

 

ZAMANLA İLGİLİ TELAKKİ VE TEDBİRLER

Vicdani tedbirleri almaya telakki diyoruz. İnsanın yaşadığının şuuruna erebilmesi için, ömrünün her gününü aynı tarzda geçirmemelidir. Bazı aylar, bazı saatler diğerlerine nazaran farklı olmalıdır. Dinimizdeki mübarek aylar ve günlerle bu sağlanmaktadır. Bu farklı değerdeki aylar, günler sayesinde insanda hâsıl olabilecek monotonluk kırılmaktadır. Ahirete inanan, her gününden, her saatinden hesap vermenin endişesini vicdanının derinliklerinde duyan bir kimse için zaman değerlendirmede mühim bir telakki, ömrünü içinde bulunduğu gün bilmesidir. Birçok fenalıkların kaynağı tül-i emel denilen uzun yaşama vehmi kabul edilmiştir.

İslam dini günlük zamanı üç ana maksada uygun olarak programa bağlamamızı emreder;

1- İbadet

2- Rızkın Kazanılması

3- Hayatımızı murakabe ve tefekkür

 

PEYGAMBERİMİZİN HAYATINDA ZAMAN TANZİMİ

Peygamber Efendimiz (SAV) günlere göre haftalık, vakitlere göre günlük programlara tabi kılmıştır. Peygamber Efendimiz haftalık belli günlerde aynı işleri yapmaktadır. Günlük ise muvakkat işler ki bunlar önceden programlanmaksızın zuhur eden işlerdir. Bir heyetin kabulü, bir yabancının müracaatı , bir ihtiyacın zuhuru gibi. Bunlar imkan nisbetinde tanzime çalışılmıştır. Mutad işlerse aynı günlerde aynı vakitlerde yapılmaktadır. Her işe belli müddet vardır. O iş hergün aynı müddet içinde tamamlanmaktadır.

 

İSLAMDA TATİL VE İSTİRAHAT

Tatil kelimesi boş vakit anlamında kullanılacaktır. İslam tamamen boş geçirilecek bir vakit tanımaz. Kur'an-ı Kerim'de bize meşguliyetin değiştirilmesi suretiyle dinlenme elde edileceğine işaret edilmektedir. Buna bir nevi “çalışarak dinlenme” diyebiliriz. Müslümanlar, Yahudiler Hrıstiyanlar gibi tamamen “işsiz” geçirilecek bir haftalık tatil anlayışından uzak olmalıdır. Eğlencede şehvet duyma ve fitne çıkarma ihtimali halinde, nazarın haram olduğunda ittifak vardır.

İslam boş zaman kabul etmez.” derken istirahatı reddeder manası çıkarılmamalıdır. Kur'an-ı Kerim'de en iyi dinlenmenin kişinin kendi evinde uyku ile olacağı beyan edilmiştir.

“Size geceyi örtü, uykuyu dinlenme (vasıtası), gündüzü de çalışma zamanı yapan Allah'tır.” (Furkan 25).

“Allah sizin için meskenlerinizi huzur ve sükun yeri kıldı.” (Nahl 16).

Yasak oyun ve eğlenceler; kumar oyunları, hayvanlarla oynamak, içkili, çalgılı, kadınlı eğlencelerdir. Bazı oyunların faydalılık yani cihada hazırlık yönü galebe çalar. Bu yüzden Hz Peygamber (SAV) onları ısrarla teşvik etmiştir. Bu gruba yüzme, atma, binme, koşma ve güreş girer.

Meşru eğlence fırsatları ise çeşitli merasimler, ziyafetler (sünnet, doğum, seferden dönüş, yeni meskene girme, musibetten kurtulma) ve düğünlerdir.

KİM BENİ SEVERSE CENTETTEDİR

Enes bin Malik (r.a) diyorki:Resulullah bana şöyle buyurdular:"Yavrucuğum ! Kalbinde kimseye karşı bir kötülük beslememeğe çalış ,gücün yeterse gece ve gündüz bunu yap.Yavrucuğum!Bu benim sünnetimdir.Kim benim sünnetimi hayata geçirirse ,gerçekten beni sevmiş olur.Kim de beni severse benimlebirlikte cennettedir.

MELEKLERİN YIKADIĞI ŞEHİT

    Ensar'dan  Hanzele bin Ebu Amir (r.a) Peygamber Efendimiz'den (s.a.v) evvel de putlara tapmayan bir zattı.Resulullah'ın daveti üzerine hemen iman etti.Bedir gazasında bulunmuştur.Abdullah bin Selul 'ün Müslüman olan kızı Cemile (r.anha) ile Uhud Gazvesinden bir gün önce evlendi.Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in Mekkeli müşriklerle harp için Uhud'a gittiğini duyunca geç kalırım karkusuyla boy abdesti almaya fırsat bulamadan İslam ordusuna katılan Hanzale (r.a) müşriklerin üzerine cansiperhane hücum etti ve  şehitlik mertebesine kavuşuncaya kadar durmadan çarpıştı .Muharebe esnasında Ebu Sufyan'la karşılaştı ve onu atından yere düşürdü.Ebu Sufyan'ın çevresinden yardım istemesi üzerine Şeddad bin Esved yetişip Hanzale (r.a) 'yı mızrakla şehit etti.Şehit olduktan sonra Ashab-ı Kiram'dan Hanzale'yi görenler başından su aktığını fark ettiler .Peygamber Efendimiz (s.z.v)"Ben Hanzale'yi gök arasında meleklerin gümüş tepsi içinde yağmur suyu ile yıkadıklarını gördüm." buyurdu.Ashab-ı Kiram onun boy abdesti alamadan şehit düştüğünü ve melekler tarafından yıkandığını öğrendikleri zaman ona "Gasilü'l-melaike" (meleklerin gaslettiği yıkadığı kimse) lakabını verdiler.Ashab-ı Kiram içinde Evs kabilesinden olanlar Hazrec kabilesinden olanlara karşı "Meleklerin yıkadığı Hanzale(r.a)bizdendir.diye iftihar ederlerdi.

Amr ibnu Abese es-sülemi (r.a) anlatıyor.
Kainatın efendisi buyurmuşlar ki....


"Sizden kim abdest suyunu hazırlar, namaza ve istinşakta bulunur (ağzına ve burnuna suçeker) ve sümkürürse, mutlaka yüzünden , ağzından, burnundan hataları dökülür. Sonra Allah'ın emrettiği şekilde yüzünü yıkarsa, sakalının (bittiği mahalin) etrafından su ile birlikte yüzü ile işlediği günahlar dökülür. Sonra dirseklere kadar kollarını yokayınca, ellerinin günahları su ile birlikte parmak uclarından dökülür gider. Sonra başını meshedince, başının günahları saçını etrafından su ile birlikte akar gider. Sonra topularına ayaklarını yıkayınca, ayaklarının günahları, parmak uclarından su ile birlikte akar gider. Sonra kalkıp Namaz kılar, Allah'a hamd ve senada bulunur, O'na layık şekilde tazimini gösterir ve kalbinden Allah'tan başkasının (korku ve muhabbetini) çıkarırsa, annesinden doğduğu gibi bütün günahlarından arınır."
(müslim, musafirin. 294)

Kütüb-i Sitte...

Mevlanın sonsuz nimetlerine şükran borcumuzu unutmayalım

ŞEYTANIN PİSLİĞİ

Cüneyd-i Bağdâdî'nin
talebelerinden biri şeytanın vesvesesine kapılıp;

"Artık ben kemâle geldim. Sohbete devâm etmeme lüzum kalmadı." deyip kendi başına bir yere çekildi.

Benlik ve gururundan dolayı şeytânî bir rüyâ gördü. Rüyâsında, bağlık bahçelik içinde güzel nehirler ve çok lezzetli yemekler yediğini gördü. Bu rüyâyı hakîkat zannedip, kibiri daha da arttı ve bu hâlini arkadaşlarına anlattı. Onlar da Cüneyd-i Bağdâdî'ye arzettiklerinde, Cüneyd-i Bağdâdî çok üzüldü ve anlatılan kimsenin yanına gitti. Baktı ki o kimseyi şeytan aldatmış, Ona;

"Seni bu gece Cennet'e götürürlerse, Cennet'e vardığında üç defâ Lâ havle oku." buyurdu. Hakîkaten o kimseyi rüyâsında Cennet'e götürdüler. O kimse Cennet'e vardığında üç defâ Lâ havle okudu. Gördüklerini ve kendisinde hâsıl olan şeytânî hâllerin hepsini unuttu. Bir anda kendisinin pislik ve çöplük içerisinde olduğunu gördü.Uyandığında gördüklerini hatırladı ve içine düştüğü hatâyı anladı. Çok pişman olup tövbe etti ve Cüneyd-i Bağdâdî'nin elini öptü. Sohbetlere devâm edip, talebeler arasındaki yerini aldı.

Hazret-i Cüneyd-i Bağdâdî buyurdu ki:

"Herkese bir mürşid-i kâmil lâzımdır. Aksi halde mel'ûn şeytan gelip kendisine musallat olur ve insan maazallah ona tâbi olur."

Şeytan nedir ve insana hangi yollarla yanaşır

Şeytanlar, hayra hiçbir kabiliyeti olmayan, sırf şer işleyen ruhani bir varlık türüdür. “Dumansız ve harareti çok şiddetli bir ateşten yaratılmışlardır (Hicr Sûresi, 27). İblisin asıl adı, Azazil idi. Cenabı Hakkın Hz. Âdeme (as.) secde etme emrinden yüz çevirmesi ve bu secde emrine kibirlenerek isyan etmesinden sonra, “iblis” ve “şeytan” isimlerini aldı.

İnsanlığın manevi terakkisinde, Allaha kulluk vazifesini yerine getirmesinde en büyük engel, şeytandır. Kuran-ı Kerimde şeytan, insan için “adüvv-ü mübin-apaçık bir düşman” olarak tavsif edilmiştir. Cenabı Hak, Kuran-ı Kerimde pek çok ayet-i kerimede müminleri şeytandan istiazeye, yani Allaha sığınmaya davet etmiştir.

Şeytanın en büyük hedefi insanları dinsiz yapmak, ateist yapmaktır. Bunu başaramazsa onları şirke sevk eder.

Şeytan, insanı müşrik etmekle de yetinmez; zalim bir müşrik eder, sefih eder. Bununla da kalmaz, onu şirk adına, gece gündüz çalışan bir dava adamı yapmaya çalışır. Bu onun son hedefidir. Zira, dava sahibi olmayan bir müşrik şeytanın bendesi ise, şirki dava edinenler onun can yoldaşlarıdır.

Şeytan, bütün oyunlarını boşa çıkararak hakkı, doğruyu, hayrı seçen müminlerde taktik değiştirir. Müminin imanına ilişemeyeceğini anladı mı, onun ibadetiyle uğraşır; ibadetsiz bir mümin olmasını arzu eder. Bunu başaramazsa, farzlarla yetinmesini, sünnetlere, nafilelere yanaşmamasını ister. Bu isteği de gerçekleşmezse, onun sadece şahsî ibadetiyle meşgûl olmasını, başkalara bir şeyler anlatmamasını arzu eder. Ve mümine şu yollu telkinlerde bulunur: “Koyunu koyun, keçiyi keçi ayağından asarlar.”

Şeytan, insanı yoldan çıkarmak için birçok hileye başvurur. Bu hile ve desiselerin bazıları şunlardır:

1. Şehvet ve öfke: Bunlar şeytanın insana tesir etme yollarının en büyükleridir. Bu sebepledir ki, hadis-i şerifte: “Şeytan kanın bedende cereyanı gibi insan vücuduna hulul eder. Onun yollarını açlıkla (oruçla) daraltınız.” buyurulmuştur. Çünkü şeytanın insana en büyük hulul yolu şehvettir. Açlık ise şehveti kırar.

2. Hased ve hırs: Hırslı insan, hakkı görmekten kör ve hakikati duymaktan sağır olur.

3. Tama: Şeytan insana tama ettiği şeyleri çeşitli riya ve hilelerle sevdirir. Öyle ki, adeta tama ettiği şey, insanın mabudu olur.

4. Acelecilik : Acele anında insan düşünmeye fırsat bulamaz. Şeytan da bu anda ona vesvese verebilir.

5. Yoksulluk korkusu : Bu korku, insanı infaktan alıkoyar ve mal yığmaya davet eder.

6. Taassup: Şeytanın kalbe nüfuz ettiği kapılarından biri de kendi meşrebinde olmayan müslümanlara karşı kin tutmak, onları küçümsemektir.

7. İhtilâf

8. Şüphe: Şeytanın kalbe giriş kapılarından biri de cehalet ve gafletleri veya günahlara dalmaları sebebiyle akılları darlaşan bazı kimseleri, akıllarının almayacağı imani meseleler üzerinde şüpheye düşürmesidir.

9. Sui-Zan: Kim bir insan hakkında kötü düşünmeye başlarsa, şeytan bu kimseyi o adamın aleyhinde gıybet etmeye sevk eder. Yahut o adamın hakkına riayet ettirmez. Ona hakaret gözüyle baktırır.

Şeytanın hile ve desiseleri, insana nüfuz yolları elbette sadece bunlardan ibaret değildir. Kişilere, devirlere, şartlara göre çok değişik şekiller arz eder
 

DARAĞACINDA İLK NAMAZ KILAN SAHÂBİ

HUBEYB BİN ADİY (R.A)

"  Ben Muhammed aleyhisselâmın değil benim yerimde olmasını,  ayağına bir diken bile batmasına asla râzı olmam"

 

Uhud savaşında bazı yakınları ölen müşrikler, Müslümanlardan bunların intikamını almak istediler. Alçakca bir plân hazırladılar. Hemen de planı tatbike koydular. Bu maksatla bir heyet Medine'ye giderek Resulullahın huzuruna çıkıp:

- Yâ Resûlallah. Bizim kabîlelerimiz, İslâmiyeti kabûl ettiler. Yalnız Kur'ân-ı kerîm öğretmenine ihtiyâcımız var. Lütfen bize; İslâmiyeti, Kur'an-ı kerimi öğretecek kimseler yollar mısınız? diye ricada bulundu.

Sevgili Peygamberimiz kendilerine, içinde Hubeyb bin Adiy’ inde bulunduğu 10 kişilik bir öğretmenler heyeti yolladılar.

Bu öğretmenler kâfilesi, geceleri yürüyerek, gündüzleri gizlenerek Hüzeyl Kabilesi topraklarında, Reci' suyu başında, seher vakti konakladılar...

Bu sırada yanlarında bulunan Adal ve Kare kabilesi heyetinden biri, bir bahane ile yanlarından ayrıldı. Hemen Lıhyanoğullarına gidip, haber verdi.


Ç
ok geçmeden kâfilenin etrâfı sarıldı. 200'den fazla silâhlı eşkiyâ oradaydı.

- Bize öğretmen lâzım! diyenler, çekip gittiler. O güzîde Müslümanları, eşkiyâ ile karşı karşıya bıraktılar.

Lıhyânoğulları mensupları, esir ticâreti ile geçinirlerdi. Bu sebeple:

- Teslim olun. Canınızı kurtarın, teklifinde bulunuyorlardı. Asıl niyetleri onları Mekke'de köle olarak satmaktı. Böylece çok para kazanacaklardı. Çünkü Mekke'li müşrikler kendilerine:

- Yakaladığınız her Müslüman için, değerinden fazla para öderiz, demişlerdi.

Bunu Müslümanlar da duymuşlardı. Onun için, aralarında istişâre ederek çarpışmaya karar verdiler. Arkalarını dağa dönüp, kılıçlarını çekip, Allahın dîni uğrunda vuruşmaya başladılar.

İkiyüz kişilik düşmana karşı görülmemiş bir kahramanlıkla çarpıştılar. Üzerlerine saldıran kuvvetten bir kısmını öldürdüler.

Nihayet çarpışa çarpışa on Sahâbi'den yedisi okla vurularak orada şehid düştü.

Sadece Hubeyb bin Adiy, Zeyd bin Desinne ve Abdullah bin Târık kalmış, müşriklerle çarpışıyorlardı.

Lıhyanoğulları üçünü de yayların kirişleri ile bağladılar. Mekke'ye götürmek üzere yola çıktılar.

Abdullah bin Târık Mekkeli müşriklere götürülmeye râzı olmadı. Gitmemek için zorlandı.

- Vallahi ben size arkadaş ve yoldaş olmam! Şehid olan arkadaşlarım bana örnek ve önderdir, deyip, bir zorlayışta ellerini kurtardı.

Lıhyanoğulları O'nu taşa tuttular, sonunda O'nu da şehid ettiler.

Lihyânoğulları, Hubeyb bin Adiy ve Zeyd bin Desinne'yi Mekke'ye götürüp müşriklere yüksek bir fiyatla sattılar.

Çünkü Hz. Hubeyb Bedr Gazâsında müşriklerden Hâris bin Âmir'i Cehenneme yollamıştı.

Onun oğulları şimdi kendisini almak için, büyük para ödediler.

Harp meydanındaki yenilginin intikâmını, müdâfaasız bir insandan alacaklardı. Hem de o esîri; harpte değil, parayla pazardan almışlardı!..

Hârisoğulları, iftihârla Hubeyb bin Adiy'i kendi âile fertlerine gösteriyorlar:

- İşte babamızı öldüren. Şimdi vereceğimiz cezâyı beklemekte! diyorlardı.

Hz. Hubeyb bin Adiy, hapsedildiği evde tam bir tevekkül ile, Allahü teâlânın kendisi hakkındaki takdirini bekliyordu.

Hz. Hubeyb, hapsolunduğu hücrede namaz kılar, Kur'ân-ı kerîm okurdu. Onun okuduğu Kur'ân-ı kerîmi dinleyen kadınlar ağlaşırlar. Ona acırlardı.

- Ona bir isteğin var mı? dediğimde,

- Bana tatlı su ver, putlar için kesilen hayvanların etinden getirme, bir de beni ödürecekleri zaman önceden haber ver, başka birşey istemem, dedi.

Öldürüleceği gün kararlaştırılınca gidip kendisine söyledim. Hayret ettim, öldüreceği zamanı öğrenince onda en ufak bir değişiklik ve zerre kadar üzüntü eseri görülmüyordu. Bana:

- Ne olur bana, bir ustura buluver. Temizlik yapacağım. Ben de sana duâ ederim, dedi.

Ben de çocuğumun eline bir ustura verip, gönderdim. Çocuk yanına gidince birden korktum.

- Eyvah bu adam çocuğu ustura ile keser o nasıl olsa öldürülecek, dedim. Koşup çocuğa baktım.

Hubeyb, gönderdiğim usturayı çocuğun elinden alıp, çocuğu sevmek için dizine oturtmuştu. Ben bu durumu görünce çok korkup, feryâd etmeye başladım. Durumu anlayınca,

- Bu çocuğu ödüreceğimi mi zannediyorsun? Bizim dînimizde böyle şey yok. Haksız yere cana kıymak bizim hâl ve şânımızdan değildir, dedi. Aslında eli usturalı bir esir çok şey yapabilirdi. Hattâ bu fırsat sâyesinde, hürriyetine bile kavuşabilirdi.

Hz. Hubeyb böyle birşeyi, düşünmek bile istemedi. Küçük bir yavruyu âlet etmek küçüklüğünü aklına bile getirmedi.

Hubeyb bin Adiy ve Zeyd bin Desinne'yi öldürmek için müşriklerin kararlaştırdığı gün gelmişti. Fakat müşriklerin kin ve intikâm hisleri geçmek bilmedi.

Herkese haber verildi. Bu yüzden şehrin zengin-fakîr, genç-ihtiyâr, kadın-erkek ve bütün çocuklar oradaydılar. Bu iki yüce Sahâbenin başına gelecekleri merak ediyorlardı.

Bir sabah erkenden O büyük îmânlı Sahâbînin zincirlerini çözüp, zindandan çıkardılar. Mekke dışında Ten'im denilen yere götürdüler. Çünkü bütün mel'anetlerini, orada yapmayı âdet edinmişlerdi.

Bu iki Allah ve Resûlullah dostu ise, heyacanlı değildiler.Yolda karşılaşıp görüşen bu iki Sahâbî kucaklaşarak birbirlerine uğradıkları belâya sabretmelerini tavsiye ettiler.

Az sonra bir müşrik bağırdı:

- Ey Hubeyb! Sen bizim babamızı, Hâris bin Âmir'i öldürdün. Bugün onun intikâmını senden alacağız. Ölmeden önce bir isteğin var mı?

Hubeyb bin Adiy gâyet sâkin, şunları söyledi:

- Yaşatan ve öldüren ve öldükten sonra gene diriltecek olan, yalnız Cenâb-ı Allahtır.. O'na binlerce hamd olsun.

Müşrikler hayretle tekrar sordular:

- Ölmeden önce son bir arzun yok mudur?

- Beni bırakınız iki rekât namaz kılayım...

- Kıl orada.

Elleri ve ayakları çözülen Hz. Hubeyb, hemen namaza durup, büyük bir sükûnet içinde huşû' ile iki rekât namaz kıldı. Cenâbı Hakka son duâlarını yaptı.

Toplanan müşrikler, kadınlar, çocuklar heyecanla onu seyrediyorlardı. Namazını bitirdikten sonra

- Vallahi eğer ölümden korkarak namazı uzattığımı zannetmeyecek olsaydınız, namazı uzatırdım ve daha çok kılardım, dedi.

Böylece idam edilirken iki rekât namazı ilk kılan, âdet ve sünnet olmasına sebep olan Hubeyb bin Adiy'dir Peygamber efendimiz, onun idam edilirken iki rekât namaz kıldığını işitince bu hareketini yerinde ve uygun bulmuştur.

Hârisoğulları hırsla yaklaştılar:

- Artık ölmeye hazır mısın? diye sordular.

Aslında O'nun bağırıp çağırmasını istiyorlardı. Çünkü o zaman daha keyifle, işkence edeceklerdi.

Fakat aksine Hubeyb halâ sâkindi:

- Müslüman olarak öldükten sonra, ne şekilde can verirsem vereyim, önemli değil. Çünkü bütün çektiklerim, Allah ve Resûlullah sevgisi içindir. Cenâb-ı Hak dilerse, parça parça edeceğiniz vücudumun zerresini, lütuf ile Cennetine nâil eyler, dedi.

Hz. Hubeyb, son namazını kıldıktan sonra, Mekkeli müşrikler, onu tutup darağacına kaldırarak bağladılar. Yüzünü kıbleden Medine'ye doğru çevirdiler. Sonra:

- Vallahi dînimden asla dönmem! Bütün dünya benim olsa, bana verilse yine İslâmiyyetten dönem!.
.

- Şimdi senin yerine Peygamberinin olmasını, onun öldürülmesini, sen de evinde rahat oturasın ister misin?

- Ben Muhammed aleyhisselâmın değil benim yerimde olmasını, Medîne'de yürürken ayağına bir diken bile batmasına asla râzı olmam!

- Ey Hubeyb, İslâm dîninden dön eğer dönmezsen seni muhakkak öldüreceğiz.

- Allah yolunda olduktan sonra benim için öldürülmenin hiç ehemmiyeti yoktur.

Hz. Zeyd bin Desinne'ye de bu şekilde söylediler. O da aynı cevabı vererek şehid oldu.

Bundan sonra Hubeyb:

- Allahım! Şuracıkta düşman yüzünden başka yüz görmüyorum... Allahım! Resûlüne selâmımı ulaştır. Bize yapılan bu işi Resûlüne bildir, diyerek duâ etti.

Hubeyb bu duâyı yaptığı sırada sevgili Peygamberimiz, Eshâb-ı kirâmla oturuyordu.

Zeyd bin Hârise şöyle anlatmıştır:

Bir gün Resûlullah efendimiz Eshâbıyla otururken kendisine vahy geldiği sırada kaplayan hâl gibi bir hâl kapladı. Sonra,

- Ve aleyhisselâm, dedi.

- Yâ Resûlallah bu selâmı kimin selâmına karşılık verdiniz?

- Kardeşimiz Hubeyb'in selamına karşılık verdim. Cebrâil aleyhisselâm, Hubeyb'in selâmını bana ulaştırdı.

Ve Hubeyb ile Zeyd'in şehid edildiğini Eshâbına duyurdu. Hubeyb'in etrafında toplanan Kureyş müşrikleri:

- İşte babalarınızı öldüren bu adamdır, diyerek gençleri üzerine mızraklarıyla saldırttılar. Mızraklarını saplayarak vücudunu yaralamaya başladılar.


Bu esnada Hz. Hubeyb darağacı üzerinde düşman arasında garip bir halde şehit edilmekte olduğunu dile getiren bir şiir söyledi.

Mekkeli müşrikler darağacına çıkardıkları Hz. Hubeyb'e, ellerindeki mızraklarla işkence yapmaya başlayınca:

- Valahi ben Müslüman olarak öldürülecek olduktan sonra vurulup hangi yanım üstüne düşersem düşeyim gam yemem. Bunların hepsi Allah yolundadır, dedi.

Hubeyb bundan sonra yüksek sesle şöyle bedduâ etti.

- Ey büyük ve herşeye kâdir Allahım. Sen de bu zâlimlerin tamâmını mahveyle! Onlardan hiç birini sağ bırakma! Hepsini ayrı ayrı öldür, Allahım!

Hâinler korkak olur. Bu hâinler de bedduâyı işitince korkmaya başladılar. Hz. Hubeyb biraz daha konuşursa, vaziyet değişebilirdi. Oradakiler müşrik de olsalar tesir altında kalabilirlerdi! Hattâ o mazlûmu kurtarmak istiyen bile çıkabilirdi. Hârisoğulları:

- Konuşturmayın şunu! diye bağırdılar.

Sonra da mızraklarını peşpeşe saplamaya başladılar, içlerinden biri göğsüne mızrağı sapladı, mızrak sırtından çıktı.

Hubeyb, vücudundan kanlar fışkırırken ve darağacında sallanarak son nefesini verirken,

- Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlüh diyerek şehid oldu.

Hubeyb bin Adiy'in cenazesi kırk gün darağacında asılı kaldı. Bedeni çürüyüp kokmadı. Hep taze kan aktı.

Peygamber efendimiz onun cenazesini getirmek üzere Eshâb-ı kirâmdan Zübeyr bin Avvâm ve Mikdâd bin Esved'i gönderdi.

Gece gizlice Mekke'ye girip Hubeyb'i asılı bulunduğu darağacından indirip deveye yükleyerek Medine'ye doğru yola çıktılar.

Durumu öğrenen müşrikler büyük bir kalabalık hâlinde üzerlerine hücum ettiler.

Hz. Zübeyr ve Mikdâd, kendilerini savunmak için cenazeyi yere koydular. Biraz sonra baktılar ki, Hubeyb'in cenazesini bıraktıkları yer yarılıp, cesedi içine alındı ve kapandı.

Onlar da oradan uzaklaşıp, Medine'ye döndüler.

Peygaber efendimiz, Hubeyb bin Adiy için:

- O benim Cennette komşumdur, buyurmuştur.

Bu şekilde şehid edilen Hubeyb, Ensârdan ya'nî Medîneli Müslümanlardan olup Evs kabilesindendir.

Hicretten önce Müslüman oldu. Bedir ve Uhud savaşına katıldı. Bu savaşlarda büyük kahramanlıklar gösterdi.

Allah (c.c.) kendisinden razı olsun. Amin



 

HADİS KÖŞESİ

HADİS KÖŞESİ

Peygamber Efendimiz (sav)'in Namaz ve Abdest ile İlgili Sözleri

 
Câbir radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Beş vakit namazın benzeri, sizden birinizin kapısı önünden akıp giden ve her gün içinde beş defa yıkandığı bol sulu bir ırmak gibidir."

(Müslim, Mesâcid 284)
img386/4237/dsb110vrzg2.gif

Osman İbni Affân radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim güzelce abdest alırsa, o kimsenin günahları tırnaklarının altına varıncaya kadar bütün vücudundan çıkar."

(Müslim, Tahâret 33. Ayrıca benzer rivayetler için bk. Nesâî, Tahâret 84; İbni Mâce, Tahâret 6)
img386/4237/dsb110vrzg2.gif

Osman İbni Affân radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i benim şu abdestime benzer şekilde abdest alırken gördüm. Sonra da şöyle buyurdu: "Bir kimse bu şekilde abdest alırsa geçmiş günahları bağışlanır. Onun namazı ve mescide kadar yürümesi de fazladan kazanç sayılır."

(Müslim, Tahâret 8. Benzerleri içi bk. Ebû Dâvûd, Tahâret 50; Nesâî, Tahâret 84; İbni Mâce, Tahâret 6)
img386/4237/dsb110vrzg2.gif

Ebû Züheyr Umâre İbni Ruveybe radıyallahu anh Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittiğini söyledi: "Güneş doğmadan ve batmadan önce namaz kılan bir kimse cehenneme girmeyecektir." Resûl-i Ekrem bu sözüyle sabah ve ikindi namazlarını kastetmişti.

(Müslim, Mesâcid 213-214. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 9)
img386/4237/dsb110vrzg2.gif

Cündüb İbni Süfyân radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Sabah namazını kılan kimse Allah'ın himayesindedir. Dikkat et, ey Ademoğlu! Allah, bizzat himayesinde olan bir konuda seni sorguya çekmesin."

(Müslim, Mesâcid 261-262. Ayrıca bk. Tirmizî, Salât 51, Fiten 6; İbni Mâce, Fiten 6)
img386/4237/dsb110vrzg2.gif

Cerîr İbni Abdullah el-Becelî radıyallahu anh şöyle dedi: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yanında idik. Dolunay halindeki aya bakarak şöyle buyurdu: "Siz şu Ay'ı güçlük çekmeden gördüğünüz gibi, Rabbinizi de açıkça göreceksiniz. Güneş doğmadan ve batmadan önceki namazları kaçırmamak elinizden geliyorsa, kesinlikle kaçırmayıp kılınız." Buhârî'nin bir rivayetinde: "Resûl-i Ekrem, Ay'ın on dördüncü gecesi Ay'a bakmıştı" denilmektedir.

(Buhârî, Mevâkît 16, Tefsîru sûre (50) 2, Tevhîd 24; Müslim, Mesâcid 211. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Sünnet 19; Tirmizî, Cennet 16; İbni Mâce, Mukaddime 13)
img386/4237/dsb110vrzg2.gif

İbni Mes'ud radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e: Hangi ameller daha faziletlidir? diye sordum. "Vaktinde kılınan namaz" buyurdu. "Sonra hangisi?" dedim. "Ana babaya iyilik etmek" cevabını verdi.

(Buhârî, Mevâkît 5, Cihâd 1, Edeb 1, Tevhîd 48; Müslim, Îmân 137-139. Ayrıca bk. Tirmizî, Salât 14, Birr 2; Nesâî, Mevâkît 51)
img386/4237/dsb110vrzg2.gif

Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem öğle namazının farzından önceki dört rekat ile sabah namazının farzından önceki iki rekatı hiç terk etmezdi.

(Buhârî, Teheccüd 34. Ayrıca bk. Nesâî, Kıyâmü'l-leyl 56)
img386/4237/dsb110vrzg2.gif

İbni Ömer radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi derece daha faziletlidir."

(Buhârî, Ezân 30; Müslim, Mesâcid 249. Ayrıca bk. Nesâî, İmâmet 42; İbni Mâce, Mesâcid 16)
img386/4237/dsb110vrzg2.gif

İbni Ömer radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "İslam beş temel üzerine bina kılınmıştır: Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resulü olduğuna şahitlik etmek. Namazı dosdoğru kılmak, zekâtı hakkıyla vermek, Allah'ın evi Kâbe'yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak."

(Buhârî, Îmân 1, 2, Tefsîru sûre(2) 30; Müslim, Îmân 19-22. Ayrıca bk. Tirmizî, Îmân 3; Nesâî, Îmân 13)
img386/4237/dsb110vrzg2.gif

Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittiğini söyledi: "Ne dersiniz? Birinizin kapısının önünde bir nehir olsa da, o kimse her gün bu nehirde beş defa yıkansa, kirinden bir şey kalır mı?" Sahâbîler: O kimsenin kirinden hiçbir şey kalmaz, dediler. Resûl-i Ekrem: "Beş vakit namaz işte bunun gibidir. Allah beş vakit namazla günahları silip yok eder" buyurdular.

(Buhârî, Mevâkît 6; Müslim, Mesâcid 283. Ayrıca bk. Tirmizî, Emsâl 5; Nesâî, Salât 7; İbni Mâce, İkâmet 193)
img386/4237/dsb110vrzg2.gif

Câbir radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i: "Gerçekten kişi ile şirk ve küfür arasında namazı terketmek vardır" buyururken işittim.

(Müslim, Îmân 134. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Sünnet 15; Tirmizî, Îmân 9; İbni Mâce, İkâmet 17)
img386/4237/dsb110vrzg2.gif

Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i: "Şüphesiz ki benim ümmetim, kıyamet gününde, abdest izlerinden dolayı yüzleri nurlu, elleri ve ayakları parlak olarak çağırılacaktır. Yüzünün nûrunu artırmaya gücü yeten kimse bunu yapsın" buyururken işittim.

(Buhârî, Vudû' 3; Müslim, Tahâret 35)
img386/4237/dsb110vrzg2.gif

Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi: Ben dostum sallallahu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: "Mü'minin nuru ve beyazlığı, abdest suyunun ulaştığı yere kadar varır."

(Müslim, Tahâret 40. Ayrıca bk. Nesâî, Tahâret 109)
 

Ebu Hüreyre

Hz. Peygamber (sav) "Ey Allah`ın Resulü, kıyamet günü senin şefaatinle en ziyade saadete erecek olan kimdir?" diye sormuştum. Bana: "Hadis`e karşı sende olan aşkı görünce, bu hususta senden önce bana bir başkasının sualde bulunmayacağını tahmin etmiştim" açıklamasını yaptıktan sonra şu cevabı verdi: "Kıyamet günü benim şefaatimle en ziyade saadete erecek olan kimse, samimi olarak ve içinden gelerek "La ilahe illallah" diyen kimsedir

Süheyb İbnu Sinan

Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdular: "Mü`min kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır! Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum, sadece mü`mine hastır, başkasına değil: Ona memnun olacağı birşey gelse şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar gelse sabreder, bu da hayırdır".

Cabir İbnu Abdullah el-Ensari

Hz.Peygamber (sav) buyurdular ki: "İki şey vardır gerekli kılıcıdır!" Bir zat: Ey Allah`ın Rasulü! Gerekli kılan bu iki şeyden maksad nedir? diye sordu: Hz. Peygamber (sav): "Kim Allah`a herhangi bir şeyi ortak kılmış olarak ölürse bu kimse ateşe girecektir. Kim de Allah`a hiçbir şeyi ortak kılmadan ölürse o da cennete girecektir" cevabını verdi"

Ebu Zerr (Cündeb ibnu Cünade el-Gıfari)

Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Bana Cebrail aleyhisselam gelerek "Ümmetinden kim Allah`a herhangi bir şeyi ortak kılmadan (şirk koşmadan) ölürse cennete girer" müjdesini verdi" dedi. Ben (hayretle) "zina ve hırsızlık yapsa da mı?" diye sordum. "Hırsızlık da etse, zina da yapsa" cevabını verdi. Ben tekrar: "Yani hırsızlık ve zina yapsa da ha!" dedim. "Evet", dedi, "hırsızlık da etse, zina da yapsa!" Hz. Peygamber (sav) dördüncü kerresinde ilave etti :"Ebu Zerr patlasa da cennete girecektir."

Muaz ibnu Cebel el-Ensari

Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Kimin (hayatta söylediği) en son sözü La ilahe illallah olursa cennete gider"

Ebu Sa`id ibnu Malik

Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdular: "Bir kul İslam`a girer ve bunda samimi olursa, daha önce yaptığı bütün hayırları Allah, lehine yazar, işlemiş olduğu bütün (erleri de affeder. Müslüman olduktan sonra yaptıkları da şu şekilde muamele görür: Yaptığı her hayır için en az on misli olmak üzere yediyüz misline kadar sevap yazılır. İşlediği her bir şer için de, -Allah affetmediği takdirde- bir günah yazılır."

Ubade İbnus-Samit el-Ensari

Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdular: "Kim Allah`tan başka ilah olmadığına Allah`ın bir ve şeriksiz olduğuna ve Muhammed`in onun kulu ve Resulü (elçisi) olduğuna, keza Hz. İsa`nın da Allah`ın kulu ve elçisi olup, Hz. Meryem`e attığı bir kelimesi ve kendinden bir ruh olduğuna, keza cennet ve cehennemin hak olduğuna şehadet ederse, her ne amel üzere olursa olsun Allah onu cennetine koyacaktır."

Vehb İbnu Münebbih

Hz. Peygamber (sav)`a "La ilahe illallah cennetin anahtarı değil mi?" dendi de: "Evet, öyledir ama dişsiz anahtar olur mu? Dişleri olan anahtarın varsa kapın açılır, yoksa kapalı kalır, açılmaz" cevabını verdi.

10月18日

DİNİ BİLGİLER

İmanın ve İslam'ın şartları  

Image Hosted by ImageShack.us 

 

Sual: Her müslümanın bilmesi gereken zaruri iman bilgilerini kısaca bildirir misiniz?
CEVAP
Zaruri gereken iman bilgisi, imanın ve İslam’ın şartlarıdır. Kısaca aşağıda bildiriyoruz. Geniş olarak Amentü’nün esasları kısmında bilgi var.

İmanın şartları şunlardır:

1- Allah’a inanmak

Allahü teâlâ, vacib-ül-vücud [varlığı lazım olan] ve hakiki mabud ve bütün varlıkların yaratıcısıdır. Ondan başka ilah yoktur. Allahü teâlâ zamandan, mekandan münezzehtir. Hiçbir şeye benzemez.

Allahü teâlânın, sıfat-ı zatiyyesi altıdır:
Vücud,
Kıdem,
Beka,
Vahdaniyyet,
Muhalefet-ün lil-havadis,
Kıyam bi-nefsihi.

[Vücud var olmak, Kıdem varlığının öncesi olmamak, Beka varlığı sonsuz olmak, hiç yok olmamak, Vahdaniyyet ortağı, benzeri olmamak, Muhalefet-ün lil-havadis hiçbir şeyinde, hiçbir mahluka, hiçbir bakımdan benzememek, Kıyam bi-nefsihi varlığı kendinden olmak, hep var olması için, hiçbir şeye muhtaç olmamaktır.]

Sıfat-ı sübutiyyesi de sekizdir:
Hayat,
İlm,
Sem,
Basar,
Kudret,
İrade,
Kelam,
Tekvin.
[Hayat diri olmak, ilm bilmek, sem işitmek, basar görmek, kudret gücü yetmek, irade isteme, kelam söylemek, tekvin yaratmaktır.] Bu sıfatları da kadimdir.

2- Meleklere inanmak
Melekler, hayat sahibi, diri, nurani yaratıklar olup, akıl sahibidir. Allahü tâlânın sevgili ve kıymetli kullarıdır, ortakları ve kızları değildir. Allahü teâlânın emirlerine itaat ederler, isyan etmezler. Günah işlemezler. Kendilerine verilen emirleri yapmaktan başka işleri yoktur. Erkek ve dişi değildir. Evlenmezler, doğurmazlar, çoğalmazlar, çocukları olmaz, yiyip içmezler. Meleklerin kanatları var, ama, nasıl olduğunu bilemeyiz.

Her insanın bütün işlerini yazan meleklere, Kiramen katibin denir. Sual meleklerine Münker ve Nekir denir. Meleklerin en üstünleri şunlardır: Cebrail, İsrafil, Mikail, Azrail.

3- Kitaplara inanmak
Allahü teâlânın gönderdiği kitaplar çoktur. Din kitaplarımızda bildirilen ise, 104 kitaptır. Bunlardan 100’ü küçük kitaptır. Bu küçük kitaplara suhuf denir.

100 suhuf şu Peygamberlere inmiştir:

10 suhufu, Âdem aleyhisselama,
50 suhufu, Şit aleyhisselama,
30 suhufu, İdris aleyhisselama,
10 suhufu, İbrahim aleyhisselama.

Dört büyük kitap ise şu Peygamberlere inmiştir:
Tevrat, Musa aleyhisselama,
Zebur, Davud aleyhisselama,
İncil, İsa aleyhisselama,
Kur'an-ı kerim, Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselama.

Kur'an-ı kerim, bütün ilahi kitapların hükümlerini nesh etmiş, yani yürürlükten kaldırmış ve bu hükümleri kendisinde toplamıştır. Bugün, bütün insanların Kur'an-ı kerimin emrine uymaları lazımdır. Kur’an-ı kerimde de (Resulüme uyun) buyuruluyor. Şu halde, hadis-i şeriflere de uymak gerekir. Şimdi, hiçbir memlekette, hakiki Tevrat ve İncil yoktur. Bozulmuş İnciller vardır. Bu kitaplar sonradan tahrif edilmiş, yani insanlar tarafından değiştirilmiştir. Bozulmamış olsaydı bile, geçerliliği yoktu, hepsi Allahü teâlâ tarafından nesh edilmiş yani yürürlükten kaldırılmıştır.

Kur'an-ı kerimin gelmesi âyet âyet olmuş ve 23 senede tamamlanmıştır. Kur'an-ı kerim, kıyamete kadar geçerlidir. Geçersiz olmaktan ve insanların değiştirmelerinden korunmuştur. Kur'an-ı kerimde eksiklik veya fazlalık olduğuna inanan, Allahü teâlâya inanmamış olur.
Âyet-i kerimelerde mealen buyuruluyor ki:
(Kur’anı biz indirdik, elbette yine onu biz koruyacağız.) [Hicr 9]

(Kur’an, eşi benzeri olmayan bir kitaptır. Ona önünden, ardından [hiçbir yönden, hiçbir şekilde] bâtıl gelemez [hiçbir ilave ve çıkarma yapılamaz. Çünkü] O, kâinatın hamd ettiği hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafından indirilmiştir.) [Fussilet 41-42]

4- Peygamberlere inanmak
Peygamberlerin ilki Âdem aleyhisselam ve sonuncusu, bizim Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamdır. Bu ikisinin arasında, çok Peygamber gelmiş ve geçmiştir. Sayıları belli değildir. 124 binden çok oldukları meşhurdur.

Peygamberlere iman etmek, aralarında hiçbir fark görmeyerek, hepsinin Allahü teâlâ tarafından seçilmiş sadık, doğru sözlü olduklarına inanmak demektir. Onlardan birine inanmayan kimse, hiçbirine inanmamış olur.

Âdem aleyhisselamdan, son Peygamber Muhammed aleyhisselama kadar bütün Peygamberler, hep aynı imanı bildirmiş, ümmetlerinden aynı şeylere iman etmelerini istemişlerdir. Yahudiler, Musa aleyhisselama inanıp, İsa aleyhisselama ve Muhammed aleyhisselama inanmazlar. Hıristiyanlar, İsa aleyhisselama inanıp, Muhammed aleyhisselama inanmazlar. Müslümanlar ise, bütün Peygamberlere inanırlar yani kabul ederler.

Peygamberlerin sıfatları şunlardır:
Emanet [emindir],
Sıdk [her işi doğrudur, yalan söylemez],
Tebliğ [Dini eksiksiz bildirir],
Adalet [her işte hakkı gözetir],
İsmet [günah işlemez],
Fetanet [çok akıllı, anlayışlı, zeki],
Emnül-azl [peygamberlikten azledilmez yani peygamberlik ellerinden alınmaz.]

Allahü teâlâ, ilk insan ve ilk Peygamber olan Âdem aleyhisselamdan beri, her bin senede din sahibi yeni bir Resul vasıtası ile, insanlara dinler göndermiştir. Bunlar aracılığı ile, insanların dünyada rahat ve huzur içinde yaşamaları ve ahirette de sonsuz saadete kavuşmaları yolunu bildirmiştir. Kendileri ile yeni bir din gönderilen Peygamberlere (Resul) denir. Resullerin büyüklerine (Ülülazm) Peygamberler denir. Bunlar, Âdem, Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed aleyhimüssalatü vesselamdır.
Yeni bir din getirmeyip, insanları, daha önceki dine davet eden Peygambere Nebi denir.

Peygamber efendimizden sonra, hiç Peygamber gelmeyecektir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Muhammed [aleyhisselam], Allah’ın Resulü ve Peygamberlerin sonuncusudur.) [Ahzab 40]

5- Ahiret gününe inanmak
Herkes öldükten sonra dirilecek, hesaptan sonra Cennet veya Cehenneme gidecektir. Cennet ve Cehennem şimdi vardır. İkisi de sonsuzdur. Müslümanlar Cennette ebedi, kâfirler de Cehennemde ebedi kalacaklardır.

Kıyametin ne zaman kopacağı bildirilmedi. Fakat, Peygamber efendimiz kıyametin birçok alametlerini ve başlangıçlarını haber verdi:

Hazret-i Mehdi gelecek, İsa aleyhisselam gökten inecek, Deccal çıkacak. Yecüc Mecüc denilen kimseler her yeri karıştıracak. Güneş batıdan doğacak. Büyük depremler olacak. Din bilgileri unutulacak, kötülük çoğalacaktır.

6- Kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmak
İnsanlara gelen hayır ve şer, fayda ve zararın hepsi, Allahü teâlânın takdir etmesi iledir.
Kader, Allahü teâlânın ezeli ilmi ile, insanların ve diğer mahlukatın yapacağı işleri bilmesi ve dilemesidir. Bunun yaratılmasına kaza, ikisine birden kaza ve kader denir.

Her şeyi ve insanların iyi, kötü her işini Allahü teâlâ yaratıyor ise de, insanlara İrade-i cüziyye vermiştir. İnsan, irade-i cüziyyesini kullanarak iyilik yaratılmasını isterse sevap, kötülük yaratılmasını isterse günah kazanır. İnsan günah işlerse cezasını, sevap işlerse mükafatını görür. Yani Allahü teâlâ hiç kimseye zorla günah işletmez.

İslam’ın Şartları

1- Kelime-i şehadet getirmek
[Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü] demek. Manası şudur:
(Ben şehadet ederim ki, [Yani görmüş gibi bilirim ve bildiririm ki] Allah’tan başka ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed aleyhisselam Onun kulu ve resulüdür.) [Resulullaha inanmak demek, Onun bildirdiklerinin tamamını kabul etmek, inanmak ve hepsini beğenmek demektir.]

2- Namaz kılmak
Akıl baliğ olmuş yani ergenliğe girmiş akıllı her müslümana günde beş vakit namaz kılmak çok önemli bir farzdır. Namaz dinin direğidir. Namaz kılmamak en büyük günahlardan biridir. Kılmayanın imanla ölmesi çok zordur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Namaz kılan kıyamette kurtulur, kılmayan perişan olur.) [Taberani]

3- Zekat vermek
Nisap miktarı yani borçlarını düştükten sonra alacaklarıyla beraber elinde 96 gram değerde, para veya ticaret malı olanın kırkta birini zekat vermesi farzdır. Meyve ve tarla mahsulünün de onda birini fakire vermek farzdır. Bu onda bir zekata da uşur denir.
(Zekat vermeyene Allahü teâlâ lanet eder.) [Nesai]

4- Oruç tutmak
Ramazan ayında, bir ay oruç tutmak farzdır. Tutmamak büyük günahtır.

5- Hac etmek
Mekke-i mükerreme şehrine gidip gelinceye kadar, geride bıraktığı çoluk-çocuğunu geçindirmeye yetişecek maldan fazla kalan para ile oraya gidip gelebilecek kimsenin, ömründe bir kere, Kâbe-i şerifi tavaf etmesi ve Arafat’ta durması farzdır.
 
 

 

BEŞİK İLE KABİR ARASI

 

Her insan bu dünya aleminde bir yolcudur. İnanan da, inanmayan da, mümin de, kafir de, münafık da bu yolculuk üzerine bir hayat sürmektedir. Dünya yolculuğunun ilk durağı beşik, son durağı ise kabirdir. Beşikten mezara doğru hızlı bir yolculuk yapılmaktadır. Kabir durağının sonunda ise ebedi olarak kalınacak bir menzil vardır. O daimi durak ya cennet, yahutta cehennemdir. Ebedi durağımızın cennet olması için bu yolculuktaki durumumuzu, kulluğumuzu ve İslami kimliğimizi sürekli şekilde kontrol altında bulundurmamız lazımdır.

Hayatımızın bir kısmını ibadetle, diğer bir kısmını isyanla geçirmek veya ömür hazinesini çifte standartla, ikilemli bir yaşantıyla heba etmek; manevi zararların ve iflasın en büyüğüdür. Bir yürekte birbirine zıt ve ters iki ayrı anlayış ve yaşayış uyum sağlayamaz, barışık olamaz. İmanın karargahı olan kalbi isyan ve küfürle doldurmak hiçbir müslümana yaraşmaz.
Tevhidi bir inanca sahip olan müslüman kalbini isyandan ve küfürden koruma hususunda gerekli olan hassasiyeti göstermesi ve bu hassasiyeti kabire varıncaya kadar devam ettirmesi icabeder. Ebedi hayat olan cennet yurduna vasıl olmanın yolundan ayrılmamak, başka yollara sapmamak lazımdır.

Geçici olan dünya hayatının debdebesine kapılmak, makam, mevki ve maddiyat için İslami emirlerden uzaklaşmak, haramlarla içli dışlı bir hale gelmek, Allaha kul, ahir zaman Nebisine ümmet olmanın şan ve şerefini ihlal etmek hiçbir kabir yolcusuna, hiç bir iman ehline yaraşmaz. Bu hakikati ferdan ferda her müslümanın çok iyi düşünmesi ve ona göre hareket etmesi gerekir.

Dünyanın amel ve ibadet mahalli, ahiretin ise hesap yeri olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır. Ahiret aleminde amel ve ibadet yoktur. Orada ancak dünyada yapılan her türlü hayır ve şerre taalluk eden hesaplar görülür. Kabir adı verilen o daracık toprak eve varmadan, oranın misafiri olmadan önce dünya hayatının kadir ve kıymetini iyi bilmek ve mutlaka gelecek olan hesap gününe çok iyi ve şuurlu bir şekilde hazırlanmak lazımdır. Akıllı ve inançlı insanlar dünya, hayatında, ahiret hayatını kazanmaya ciddi şekilde çalışır ve gayret eder.

En acımasız ve en gaddar şekilde görevini ifa etmekte olan küfür ile zulmün temelinde Kurana, İslama ve müslümanlara düşmanlık yatmaktadır. Kabir ve hesap alemini düşünen, daha doğrusu bunları düşünmekle yükümlü ve vazifeli olan her müslüman konumu ne olursa olsun İslami yaşantısında kusur etmemeye özen göstermelidir. Ya cennet bahçelerinden bir bahçe, yahutta cehennem çukurlarından bir çukur olan kabrin; bir ravza, bir gül bahçesi veya bir cennet bahçesi olabilmesi, insanın dünyada çalışmasına, İslami bir hayat sürmesine ve tevhid inancı üzere yaşamasına bağlıdır..

 Her müslüman İslami yaşantıyı kamil bir manada tatbik ederek ebedi hayatın şerefli bir yolcusu olmaya çalışmalıdır. Bu gayret ve bu faaliyet üzere ebedi hayatın ilk durağı olan kabre varmak her iman ehlinin, her müslümanın değişmez ve şaşmaz şiarı olmalıdır.

Beşikle başlayıp ölümle noktalanan dünya hayatında müslümanlar Peygamber (s.a.v.) Efendimizin buyurmuş oldukları: İnsanlardan öyleleri vardır ki; onlar hayırlı işler için anahtar ve şer işlere karşı sürgü gibidirler. Diğer bir kısım insanlar da vardır ki onlar (bilakis) şer işler için anahtar ve hayır işlere karşı sürgü gibidirler. Ne mutlu o kimseye ki, Allah Teala hayırlı işlerin anahtarlarını onun ellerine vermiştir. Ve yazıklar olsun o kimselere ki Allah Teala şer işlerin anahtarlarını onların ellerine vermiştir. (İbni Mace, Sünen 1/403 H.No:237)

Bu Hadisi Şerif müslümanları hayır işlerde motor ve anahtar, şer işlerde ise sürgü ve firen olmaya davet ediyor. Kendimizi bir hesaba çekelim, bakalım bu peygamber sözünün hangisini üzerimizde görmekte, yaşamakta ve tatbik etmekteyiz. Dünya hayatımız hayır işlere anahtar olmakla mı, yoksa şer işlere anahtar olmakla mı noktalanacak? Böylesine geniş kapsamlı bir sorunun muhasebesi içinde geçen bir hayat; özlenen ve arzu edilen İslami bir hayat olur.

Kainat kitabı olan Kuranı Kerimi yanlış okuyup yanlış anlamak ve hayatımıza yanlış tatbik etmemek lazımdır. Kainatın ve mükevvenatın sahibi olan Allah (c.c.)'ın eseri olan Kurana dört elle sarılmak, onun emir ve yasaklarını tam olarak hayatımıza tatbik etmek yegane kurtuluş ve necat vesilesidir. Ancak bu yol insanı felaha ve selamete götürür.

İnsanın beşikte geçen zamanı ile bebeklik yılları bir rüya alemi gibi unutulup gitmiştir. Çocukluk çağı ise oyun ve oyuncaklarla gerilerde kalmıştır. İslami manada her hangi bir sorumluluğu olmayan bebeklik ve çocukluk yıllarının hemen arkasından delikanlılık ve gençlik adı verilen insanın en güçlü ve en hareketli çağı gelir. Hatta buluğdan itibaren başlayan mesuliyet duygusu ve sorumluluk hali ile aranız nasıl sevgili gençler? Dinimizin üzerinize yüklemiş olduğu yükleri benimsiyor mu, yoksa silkip atıyor musunuz? Günlerin, ayların ve yılların nasıl ihtiyarlığa ve nasıl kabire yaklaştırdığını düşünmek, tefekküretmek insanı Allaha yaklaştırır, ilahi emirleri yapıp, haramlardan uzak kalmaya alıştırır.

Beşikle kabir arasında geçen kısa dünya hayatı her insan için bir imtihan mahallidir. Ebedi hayatının rahat ve huzur içinde geçmesini isteyen insan önce tevhide inanmalı ve her halükarda onun gereklerini harfiyen yerine getirmelidir. Kabrinin cennet bahçesi olmasını arzu edenler, necat, felah ve kurtuluş isteyenler İslami bir yaşantıyı benimsemelidir. Gerisi lafı güzaftır.. 


NAMAZI DOĞRU KILMAK


Resulullah (s.a.v.) Efendimiz, bir gün mescitte ashabıyla birlikte otururken, İslam ı yeni öğrenmiş bedevi bir zat girdi. Rüku ve secdesini tam yapmadığı bir namaz kıldı. Sonra huzura gelerek selam verdi. Resulullah Efendimiz selamını aldı ve.
- Dön namazını tekrar kıl, buyurdu.
O zat dönerek, önceki kıldığı gibi namazını tekrar kıldı. Resul-i Zişan (s.a.v.),
- Dön tekrar kıl; çünkü sen, namaz kılmış olmadın!, buyurdu.
Bu hal üç defa tekerrür edince o zat:
- Ya Resulullah! Seni hak ile gönderen Allah a yemin olsun ki, ancak bu kadar biliyorum, doğrusunu bana öğretirmisin? dedi.
Bunun üzerine Efendimi z (s.a.v.):
- Namaz kılmak isteyince güzelce abdest al, kıbleye dön, iftitah tekbirini al, kolayına geldiği kadar Kur'an oku, sonra rükua varıp sukunet buluncaya kadar dur. Sonra başın büsbütün doğruluncaya kadar ayakta kal, sonra secdeye varıp mutmain oluncaya kadar dur, başını kaldırıp hareketsiz kalıncaya kadar otur. Bunları bütün namazlarda böylece yaparsan namazın tam olur, bundan neyi eksiltirsen namazı eksiltmiş olursun, buyurdu.


HADİSLERLE GERÇEKLER

KEMAL-İ İSLAM ÇAĞRISI

Allah Teala buyuruyor: “De ki; dininizi Allah'a mı öğretmeye kalkışıyorsunuz? Halbuki Allah göklerde ve yerde ne varsa hepsine vakıftır. Allah herşeyi hakkıyla bilir. (El- Hucurat, 49,16).

Ey iman edenler, Allah'a, Allah'ın peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba inanmakta sebat gösterin. Kim Allah'ı, meleklerini, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse şüphesiz derin bir sapıklığa sapmış gitmiştir: (En- Nisa 4,136.)

Bir bu kadarını daha zikredebileceğimiz yukarıdaki nasslar, mü'minlerin dine karşı takınmaları gerekli tavrı ve onların imanlarında aranan bütünlüğü ve tamlığı belirlemekte; islamın iman temeline dayalı tam bir inkıyad yada teslimiyet ile yaşanabileceğini göstermektedir.

Yani bu ayetler, kemal-i İslam çağrısıdır. Gerçek kurtuluş tam teslimiyettedir. Gerçek hürriyet yalnızca Allah'a kulluktadır. Müslüman kafasına göre müslüman değil, İslam’a göre müslüman olmak durumundadır.

HAYAT

El-Bera İbni Azib (ra)'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: uhud Harbinde Resulullah (sav)'e yüzü demir zırh ile kaplı bir kişi geldi ve

-Ya Resulullah, hemen harb edeyim de sonra mı müslüman olayım? diye sordu. Resulullah (sav):

- Önce müslüman ol, sonra savaş! buyurdu.

Adam müslüman oldu, savaştı, sonunda şehit düştü.

Bunun üzerine Hz. Peygamber;

- “Az çalıştı, çok kazandı” buyurdu.

Bu Hadis-i Şerifte en çarpıcı tablo, Uhud savaşında, sıkıntılı anlar yaşadığı hengâmda Peygamber Efendimiz (sav)'in harbe hazır birisine “Önce İslam!” fıkrini telkin etmesidir. Demek oluyor ki, İslam’ın mü'minlere kazandırmak istediği dünya görüşü ve öncelik fikri, her hal ü karda “önce İslam” eksenlidir.

Diğer bir nokta da, bir rekat namaz kılmadan, abdest almadan, bir defa dahi secde etmeden cennete giren müslümanın gıpta uyandıran bu hali için Hz. Peygamber(sav), “az çalıştı, çok kazandı” buyurmaktadır.

İslam dünyası yeniden “önce İslam” fikrini yeniden elde ettiği gün az iş yapmış olsa da, çok kazanmış olacaktır.

MÜSLÜMANA ÖNCELİK VERMEK

Aziz b. Amr (ra)'dan nakledildiğine göre, Resulullah(sav) şöyle buyurmuştur: “Îslam yücedir, onun önüne geçilmez.”

Bu hadis'in vürud sebebi şöyledir.

Mekke fethinden önceki akşam Ebu Süfyan ile birlikte Aziz b. Amr, Hz. Peygambere (sav) giderler. Bazı sahabeler Hz. Peygambere:

- “Bunlar Aziz b. Amr ve Ebu Süfyan'dır. İslam, (İslam olmayandan) daha izzetlidir. Îslam yücedir, onun önüne geçilmez!” buyurdu. Bu konunun anlaşılması için Aziz b. Amr'ı tanımak gerekir. Aziz b. Amr, hicretin 6. yılında müslüman olmuş, Rıdvan Beyatında bulunmuştu. Bu olay gerçekleştiğinde Aziz müslümandı. Bazı sahabeler sosyal durumu düşünerek, müşrik olmasına rağmen Ebu Süfyan'ın ismini önce söylemişlerdi. Peygamber (sav) Efendimiz bunu düzeltti. İslamın yüce olduğunu, öncelik hakkına sahip olduğunu öğretti.

Hadisimiz takdimde, tercihte, protokolde, hiyerarşide islamı ve müslümanı daima önde ve ileride tutmak lazım geldiğini, müslümanı müslüman olmayanlardan sonra anmak gibi bir hataya düşmemek gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.

 İSLAM KİMLİĞİ

Ebu Hureyre (ra) dan rivayet edildiğine göre, Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: Hiç şüphesiz Allah, sizin üç şeyi yapmanızdan hoşnut olur; üç şeyi işlemenize de gazab eder: Hiç bir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca kendisine kulluk etmeniz, topluca Allah’ın ipine sımsıkı sarılmanız, Allah’ın, yönetiminizi uhdesine tevdi ettiği kişiler hakkında samimi ve hayırhah davranmanızdan hoşnud olur (ve bunların yapılmasını size emreder.)

Dedi-kodu, mal zayii ve çok sual sormaktan hoşlanmaz (ve bunların yapılmasından sizi nehyeder.)

DİN - DÜNYA AYRILMAZLIĞI

Ebu Hureyre (ra)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (sav)şöyle buyurmuştur: “Îman yetmiş (veya altmış) küsur şu'be (haslet) dir. En yükseği “Allah’tan başka ilah yoktur.” demek; en aşağısı ise yoldan, eziyet veren şeyleri gidermektir. utanmak da, imanın bir şu'besi (birimi) dir.

Dinin aslı iman, imanın aslı da kalpteki tasdik yani kabuldür, “Tasdik” ten ibaret olan iman, nicelik ve nitelik olarak İslam bilginleri tarafından asırlar boyu ayet ve hadisler esas alınmak suretiyle enine boyuna tartışılmıştır.

Hadisimizdeki şube kelimesi, dal, haslet, ünite, birim, demektir. İmanın şu'beleri de imanın dalları hasletleri demektir. Îmanın asıl yapısı kalp ile tasdiktir, onun uzantıları, dalları da olduğu anlaşılmaktadır.

İSLAM HİDAYETİ

Abdullah b. Mesud (ra)'dan nakledildiğine göre Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Prensib ve pratik olarak din (ilmini) öğreniniz, insanlara öğretiniz. Feraiz (ilmini) öğreniniz, halka öğretiniz. Kur'an'ı öğreniniz, halka öğretiniz. Çünkü ben ölümlü bir insanım. İlim de ortadan kaldırılacaktır, (büyük) fitneler zuhur edecektir. O kadar ki, bir feraize (kesin hüküm) hakkında ihtilaf eden iki müslüman, davalarını halledecek bir tek kişi bile bulamayacaklardır.

Bu hadisin senedine yönelik bazı tenkitler söz konusu olmakla beraber bir çok sahabi tarafından rivayet edilmiştir. Bu hadis yaygın bilgilendirmeyi ve bilgilenmeyi teşvik etmekte, aksi halde yaygın ölçüde cehaletin baş göstereceğine dikkati çekmektedir. Yine, eğitim-öğretimin durdurulacağına, özellikle din eğitiminin sekteye uğratılacağına ve dini bilen alimlerin kalmayacağı dönemlere işaret etmektedir. Din ancak şu üç hususun yerine getirilmesiyle korunabilir.

* Yaşamak,

*Kurum ve kuruluşlarını kurmak, kurdurmak,

*Eğitim-öğretimini yapmak, yaptırmak

 İSLAMI GÜZEL YAŞAMAK

Ebu Hureyre'den (ra), rivayet edildiğine göre Nebi (sav) şöyle buyurmuştur: “Îçinizden, müslümanlığını (ihlas üzere yaşayıp) güzelleştirenin işlediği her iyilik, on mislinden yediyüze kadar katlanmış olarak yazılır. İşlediği her kötülük de sadece misli ile yazılır. Allah’a kavuştuğu zamana kadar bu böyledir.”

İslam'ı yaşamadaki güzellik, hiç şüphesiz, her şeyden önce gönül dürüstlüğü, niyet bütünlüğü, ihlas ve samimiyetle ilgilidir. Bu sebeple Hz. Peygamber “İhsan'ı” “Allah'a onu görüyormuşçasına”, değilse “O'nun gördüğü şuuru içinde kulluk etmek”diye tarif buyurmuştur. İslam'ı güzel yaşamak için onu samimiyetle benimsemiş olmanın yanında, doğru anlamış olmak da lazımdır. Yanlış veya eksik bir bilgi ve anlayış üzerine tam ve mükemmel bir hayat bina etmek· mümkün değildir. Hadisimiz, “iyilik işleyene on katı iyilik” ölçüsünün, İslam'ı ihlas üzere güzel, tertemiz yaşamaya niyet ve gayret edenler için yediyüz katına kadar arttırılarak uygulanacağını bildirmektedir. Bu, müslümanlıkta “İhsan”a ulaşma gayretlerine getirilen teşviktir. 

KULLUKTA BÜYÜME MUTLULUĞU 

Ebu Hureyre'den (ra) rivayet edildiğine göre Resulullah (sav)şöyle buyurmuştur: “Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teala, yedi (sınıf insanı (arş'ının) gölgesinde barındıracaktır: Adil devlet reisi. Rabbına kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç..Gençlik yıllarında kulluk görevini dikkatle yerine getiren, yani Allaha ibadetle büyüyen, yasaklardan uzak kalmak suretiyle bu güzel çizgisini daha da güzelleştiren genç, tam bir tercih kahramanıdır. Gençlik, harçlık, boşluk, üçlüsünün oluşturduğu tehlike ortamını Allaha kulluk şuur ve uygulamasıyla aşmayı başaran genç parlak bir geleceğe yönelmiş demektir.

GÜNÜ İSLAM İLE YAŞAMAK

Ebu Malik Haris b. Asım El-Eş'ari'den (ra) rivayet edildiğine göre Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Her insan (her gün) sabah kalkıp (pazara çıkar), nefsini satışa arzeder. Kimi onu azad, kimi de helak eder.”  Dünyada zaman gün denilen yirmidört saatlik kesitler halinde yaşanmakta ve değerlendirilmektedir. Bu günler aynı zamanda bizim ömrümüzün kesitleridir. Gerçekten her yeni gün herkes için yeni bir pazardır. Bu pazarda aslında ahiret ve dünya alınıp satılmaktadır. Bize göre insan ahiretini dünyada kazanır. Bunun için dünya hayatı iyi değerlendirilmelidir.

 DOĞRU VE GÜZEL ANLATIM

Ebü'd-Derya'dan (ra) şöyle rivayet edilmiştir: “Resulullah bize hitabetti ve şöyle buyurdu. Bizden bir hadis işitip belledikten sonra işittiği gibi başkasına ulaştıranın Allah yüzünü ağartsın” İslamın güzel ve doğru bir şekilde anlatılması gerekir. Bu durum eğitimden geçmektedir. Eğitilmişlik, ilim ve üslup meselesidir.

Tebliğ yapılırken ne duyulmuşsa onu aktarmak gerekir. Hadislerin aktarılmasında daha da dikkat etmemiz gerekir.

 EĞİTÎMDE MABED MEKTEB BERABERLİĞİ

Ebu Hureyre (ra) demiştir ki: “Resulullah (sav)'i şöyle buyururken dinledim”: “Öğreneceği veya öğreteceği bir hayr (ilim ve amel) için benim şu mescidime gelen, Allah yolunda cihad eden mücahid hükmündedir. Bunun dışında bir şey için gelen ise, başkasına ait eşyaya bakıp duran kişi (seyirci) durumundadır.”   Peygamber, insanlığın ilk öğretmenleridir. Onların eğitim ve öğretimleri de dinidir. Vahyi anlatan peygamberler aynı zamanda ümmetlerine belli bir “hayat görüşü”nü de öğretiyorlar. Yani pratik bir din eğitimi veriyorlar. Bu yönüyle din eğitimi, gerekli ve faydalıdır. Peygamber Efendimiz (sav) bu eğitimi mescidde geniş kitlelere yapıyordu. Bu yaygın ve başarılı eğitim ve öğretim sayesinde kısa zamanda bedevi Arap toplumu, İslam medeniyetinin çekirdeğini oluşturacak bir millet olmuştur. Medeniyetler iyi eğitilmiş insan gücünün eseridirler. Eğitim ve öğretimi dinden tecrit etmek anarşi ve sapmalara yol açar. Bunun hiç bir topluma faydası yoktur.

ÜMMETÎN SINAVI

Ka'b b. İyad (ra) demiştir ki; Ben Resulullahı (sav) şöyle buyururken duydum. “Her ümmetin bir büyük fitnesi (imtihan vesilesi) vardır. Benim ümmetimin baş fitnesi (sıkıntı sebebi) de maldır. (Ekonomik değerlerdir.)

Bu Hadis-i Şerifte Efendimiz, ümmeti için yokluktan çok varlığın, yani ekonomik değerlerin en büyük sıkıntı odağını oluşturacağına dikkat çekmektedir. Böylece ümmet hayatında en hassas noktayı da belirlemiş olmaktadır. Burada malın varlığı kadar yokluğunun da fitne olduğu akla geliyor ancak asıl vurgulanmak istenen malın çokluğu ile İslamdan uzaklaşmaktır. Mal, “İmtihan vesilesi” “Dünya hayatının süsüdür:' Malın ve servetin harcanmasında titizlikle hareket etmek gerekir.

KALBİMÎZÎ KAYDIRMA 

Ümmü Seleme (rah) validemizden nakledildiğine göre Peygamber (sav) Efendimiz şöyle dua ederdi: “Ey kalpleri halden hale değiştiren (Allahım), benim kalbimi dinin üzere sabit kıl !”Hz. Peygamberin en çok yaptığı bir dua olarak hadisimiz en temel meselede hem bilgi, hem de Allahu Teâlâ’dan ne isteneceğine dair misal vermektedir.

Allah Teala'nın irade ve hükmüne karşı çıkacak hiç bir varlık söz konusu olamaz. İman ise, insan kalbinin en temel işi ve sahibinin bütün hareketlerini etkileyen gücüdür. Böyle olunca kalbin hak din üzere sabit olması, mü'minin iman çizgisinde devamının tek şartı ve imkânıdır. Her türlü olumsuzluk kalpteki yanlış kabullerin yada inkarın sonucudur.

Müslümanlığın esası ve vazgeçilmez rüknü kalbi istikamet ve tatmindir. Karmaşık dünyamızda müslümanlığımız ve tabii ahirette mutluluğumuz buna bağlıdır. O halde duamız da hep aynı olmalıdır.

“Ey kalpleri halden hale (renkten renge, şekilden şekile) çeviren Allahım, bizim kalbimizi dinin üzere sabit kıl !”

KAYNAK: İ. Lütfi ÇAKAN

VAKTİ EN İYİ DEĞERLENDİRME ESASLARI

(İSLAMDA ZAMAN TANZİMİ)

İki şey vardır, insanların çoğu onun değerini bilmezler: Sıhhat ve boş vakit” (Hadis-i Şerif)

KUR'AN'DA ZAMAN

Kuran-ı Kerim üzerinde dikkatleri canlı tutmak için zamanı hatırlatan tabirleri sıkça kullanır. Her çeşit farz, vacip ve nafile namazlar zaman tanzimine de yönelik gayeler taşımaktadır. Bu açıdan, din, amirlerin büyük çoğunluğuyla, insana zamanı azami ölçüde değerlendirmeyi öğretmektedir. Hatta asıl gaye budur denilebilir

Kur'an'ın Zamanı İfade Şekli:

“Zaman” lugat açısından “uzun veya kısa vakit” anlamına gelir. Kur'an, zaman yerine daha çok vakit kelimesini tercih eder ve kullanır. Bu kelime lugat yönüyle “bir iş için belirlenen zamanın nihayeti”demektir. Kur'an-ı Kerim'de zamanla alakalı gün, hafta, yıl, asır, vakit, saat kelimeleri bir ferd için hangisi daha önemli ise önem miktarı kadar tekrar edilmiştir. Ferd için en ehemmiyetli gün olduğundan Kur'an'da en çok zikredilen “Yevm” yani “Gün” kelimesidir ki 475 defa zikredilmektedir. Kur'an-ı Kerim ilk sayfalarından itibaren, en son sayfalarına kadar, hiç fasıla vermeden, okuyucusuna zaman mefhumunu hatırlatmaktadır.

Farz namazların mühim gayelerinden biri, Müslüman kimseye, günlük zamanı taksim ve programlama alışkanlığı kazandırmaktadır. Kıyamu'l leyl (gece kalkışı)'e Kur'an-ı Kerim önem vermektedir. Büyük İslam medeniyetlerinin parlama dönemlerini hazırlayanların hayatında gece kalkışı önemli yer tutar. Kıyamu'l leyl Peygamber Efendimiz'e (SAV) farzdı fakat ümmetine nafiledir. Bu sünnet Kur'an-ı Kerim'in emridir.

 ZAMANLA İLGİLİ TELAKKİ VE TEDBİRLER

Vicdani tedbirleri almaya telakki diyoruz. İnsanın yaşadığının şuuruna erebilmesi için, ömrünün her gününü aynı tarzda geçirmemelidir. Bazı aylar, bazı saatler diğerlerine nazaran farklı olmalıdır. Dinimizdeki mübarek aylar ve günlerle bu sağlanmaktadır. Bu farklı değerdeki aylar, günler sayesinde insanda hâsıl olabilecek monotonluk kırılmaktadır. Ahirete inanan, her gününden, her saatinden hesap vermenin endişesini vicdanının derinliklerinde duyan bir kimse için zaman değerlendirmede mühim bir telakki, ömrünü içinde bulunduğu gün bilmesidir. Birçok fenalıkların kaynağı tül-i emel denilen uzun yaşama vehmi kabul edilmiştir.

İslam dini günlük zamanı üç ana maksada uygun olarak programa bağlamamızı emreder;

1- İbadet

2- Rızkın Kazanılması

3- Hayatımızı murakabe ve tefekkür

 PEYGAMBERİMİZİN HAYATINDA ZAMAN TANZİMİ

Peygamber Efendimiz (SAV) günlere göre haftalık, vakitlere göre günlük programlara tabi kılmıştır. Peygamber Efendimiz haftalık belli günlerde aynı işleri yapmaktadır. Günlük ise muvakkat işler ki bunlar önceden programlanmaksızın zuhur eden işlerdir. Bir heyetin kabulü, bir yabancının müracaatı , bir ihtiyacın zuhuru gibi. Bunlar imkan nisbetinde tanzime çalışılmıştır. Mutad işlerse aynı günlerde aynı vakitlerde yapılmaktadır. Her işe belli müddet vardır. O iş hergün aynı müddet içinde tamamlanmaktadır.

 İSLAMDA TATİL VE İSTİRAHAT

Tatil kelimesi boş vakit anlamında kullanılacaktır. İslam tamamen boş geçirilecek bir vakit tanımaz. Kur'an-ı Kerim'de bize meşguliyetin değiştirilmesi suretiyle dinlenme elde edileceğine işaret edilmektedir. Buna bir nevi “çalışarak dinlenme” diyebiliriz. Müslümanlar, Yahudiler Hrıstiyanlar gibi tamamen “işsiz” geçirilecek bir haftalık tatil anlayışından uzak olmalıdır. Eğlencede şehvet duyma ve fitne çıkarma ihtimali halinde, nazarın haram olduğunda ittifak vardır.

İslam boş zaman kabul etmez.” derken istirahatı reddeder manası çıkarılmamalıdır. Kur'an-ı Kerim'de en iyi dinlenmenin kişinin kendi evinde uyku ile olacağı beyan edilmiştir.

“Size geceyi örtü, uykuyu dinlenme (vasıtası), gündüzü de çalışma zamanı yapan Allah'tır.” (Furkan 25).

“Allah sizin için meskenlerinizi huzur ve sükun yeri kıldı.” (Nahl 16).

Yasak oyun ve eğlenceler; kumar oyunları, hayvanlarla oynamak, içkili, çalgılı, kadınlı eğlencelerdir. Bazı oyunların faydalılık yani cihada hazırlık yönü galebe çalar. Bu yüzden Hz Peygamber (SAV) onları ısrarla teşvik etmiştir. Bu gruba yüzme, atma, binme, koşma ve güreş girer.

Meşru eğlence fırsatları ise çeşitli merasimler, ziyafetler (sünnet, doğum, seferden dönüş, yeni meskene girme, musibetten kurtulma) ve düğünlerdir.

 

İSLAM ALİMLERİNDE ZAMAN ENDİŞESİ

İslam alimlerinin zaman konusundaki müşterek telakkileri şöyledir: “Geçmiş zaman elden çıkmıştır, gelecek ise henüz gaybdadır, öyleyse mevcut olan senin içinde bulunduğun şu andır.” İslam alimleri yemek zaman, insanlarla münasebet, her an meşguliyet, son nefese kadar gayret ilişkisine vermiştir. Yemek-zaman ilişkisini minimum azaltmak için, ufalayıp tirit şeklinde ekmek yemekle, normal ekmek yemek arasındaki farkı bile hesaplamışlardır. Davut et-Tai bu zamanda 50 ayet okunacak kadar fark olduğunu tespit etmiştir. İmam Ebu Yusuf ise son nefesine kadar ilmi meşguliyette bulunmuştur.

SONUÇ:

Herşey imanda düğümlenmektedir. Bu sebeple, dinimiz kuru iman ve tatbikatı olmayan ilme itibar etmemiştir. Tatbikatı olmayan ilme “faydasız ilim” demiştir. Gençliğin daha sağlıklı, daha verimli kılınması için zamanla ilgili bazı prensipler şunlardır.

1- Gençliğe zaman şuuru verilmelidir.

2- Yıllık, aylık, haftalık, günlük planlar yapma, bu planlara uyma.

3- Gecenin değerlendirilmesi ayrı bir mesele olarak ele alınmalı, uyku miktarı iyice öğretilmelidir.

4- Devlet, yaş safhalarına göre kazandırılması gereken telakki ve alışkanlıkları tesbit etmelidir.

5- Devlet ve ebeveyn gençlik devresi üzerinde dikkatle durmalı, problemleri tesbit edip ısrarla üzerine gitmelidir.

KAYNAK : İbrahim CANAN

 

EY NEFSiM

 

Ne kadar da rahatlığına düşkünsün, istiyorsun ki her şey yolunda gitsin.
İstiyorsun ki sana hiç bir kötülük dokunmasın.
İstiyorsun ki hiç bir çileye maruz kalmayasın..

Kardeşlerin, müslüman kardeşlerin kafirlerin bitmeyen tükenmeyen zulümlerine sabrederken, sırf O nun rızasını kazanmak için, sen otur koltuğunda, tv den izle ne olup ne bitiyor dünyada, sana ne zaten değil mi, sen çekmiyorsun ya, sen dayanmıyorsun ya onca acılara, sen
katlanmıyorsun ya onca işkenceye !

Herkes kendi derdine derman bulsun, ben de hayatla mücadele ediyorum, diyorsun. Ne kadar da duyarsızsın sen böyle. Müslüman böyle mi olur? Modern Müslüman; olmuşsun sen, Kuran dan, din kardeşliğinden, tevhid’den bahsediyorsun ama gırtlaktan aşağı inmiyor,sözde müslümansın yani ama yaşamaya gelince taviz üstüne taviz veriyorsun. İstiyorsun ki kimseden ağır bir söz işitme, istiyorsun ki dâvan üzünden kimse sana yan bakmasın, istiyorsun ki sıra dışı olmayasın. Birde utanmadan kendini cennetlik sanıyorsun! Hayır, hayır boşuna kendini kandırma,
  İnsanlar imtihandan geçirilmeden, sadece inandık demeleriyle bırakılacaklarını mı
sandılar; (Ankebut, 2)

Sana ağır geliyor, lüks olmayan bir hayata alışmak, ağır geliyor her gün 3 çeşit yemek yememek,mazlumlar dünyanın dört bir yanında yiyecek bir lokma ekmek, yatacak bir yer bulamazken, sana zor geliyor kuru yerde yatmak. Başına içinden çıkamayacağın bir iş gelsin hele hemen isyana koyuluyorsun.

Resulullah (s.a.v.), Biricik Sevgilini, önderini çok sevdiğini söylüyorsun ama bunu ne davranışlarınla ne sözlerinle ne hayatınla ıspatlıyorsun!

Nefsim! Hani söz vermiştin, Evet, Sen benim Rabbimsin ; demiştin, hani vefan nerde kaldı?!

Dalmışsın bir oyundan ve eğlenceden ibaret olan dünya hayatına, (Muhammed,36)  sana verileni tepip sanki islam öncesi cahiliyyesini arıyorsun( Maide,50)

Uyan artık, Kim ALLAH ile olan ahdine vefa gösterirse ALLAH ona büyük bir mükafat verecektir. (Fetih,10)
Sen Kuran’ı düşünmüyor musun, yoksa kalbin kilitli mi? (Muhammed,24).

Rabbim seni hem müjdeliyor, hem de korkutuyor, tercih senin elinde. Henüz geç değil, pişman olmadan değiştir kendini çünkü SENİNDE BIR DAHA Kİ SANİYEDE NEFES ALIP VERECEĞİNE ELİNDE GARANTİ BELGEN YOK!

 

Dua et ki yeryüzünde bütün müslümanlar kardeş olsun, kalplerindeki kin kalksın, Tevhid bayrağı altında toplansınlar.. Dua etki imana saldırıların arttığı şu zamanda yüreğindeki islam gülünden ayrılma ki böylece yegane barınak olan Cennette nail olasın; (Naziat,40/41)

UNUTMA, her zaman ALLAH için Dua et yalvara yakara ve gizlice Dua et;(Araf,55);  
Kendi kendine yalvararak ve ürperek yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbini an, gafillerden olma; (Araf,205)

UNUTMA, ALLAH’ a muhtaç olan sensin; (Fatır,15).  
O Samed’ dir, hiç
bir şeye muhtaç değildir. El açıp yalvarmaya layık olan ancak
O`dur.(Rad,14)

Ve unutma, sabret, yılma, sen müslümansın, sen güçlüsün, sen özelsin; Gevşeklik gösterip,üzüntüye kapılma. Eğer inanmışsan üstün gelecek
olan sensin. (Al-i imran,139)